İman ve İbadet

KADER VE TEVEKKÜL İLİŞKİSİ

Reklam

Kader, ezelden ebede kadar  olmuş ve olacak her şeyin Cenab-ı Hak tarafından bilinerek Levh-i Mahfuz-u Âzam’da yazılmasıdır. Kâinat, dünya ve içindeki bütün varlıkların kaderi belirlenmiştir. Her şey o kader programı içinde cereyan eder.

İnsan ile alâkalı ızdırarî ve ihtiyarî kader de bellidir. Ancak, Allah insanın cüz’i iradesini serbest bırakıp imtihana tâbi tuttuğundan, iradesi ile ne yapacağını bildiği için kaderinde yazmış ve bu fiillerinin sorumluluğunu da insana yüklemiştir. Bu itibarla, insan kaderinde yazılı olan ve sorumluluk gerektiren bütün fillerinden hesaba çekilecek ve ya mükâfat ya da ceza görecektir.

İnsan her işinde muhakkak Allah’a tevekkül etmek durumundadır. Kaderinde her şeyinin yazılı olması, tevekkül ediyorum diye tembelce oturmasına sebep olmadığı gibi, tevekkülü terk etmeye de sebep olmamalıdır. Zira tevekkül, üstüne düşen bütün vazifeleri yaptıktan sonra neticeleri Allah’tan beklemektir. Meselâ, bir çiftçi tarlasını sürüp, tohumunu ekip, toprağı gübreleyip suladıktan sonra Allah’a tevekkül etmeli ve topladığı mahsulü Allah’tan bilmelidir. “Nasıl olsa her şey kaderimde yazılı, çalışmasam da Allah bana bol mahsul verir.”diye beklentiye girmek, İslâm inancındaki tevekkül anlayışı ile hiç bir alâkası yoktur.

Evet, kader ve tevekkül birbirini gerektiren ve tamamlayan iki hakikattir ve doğru anlaşılıp uygulanması icap eder.

asyanur.info samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)

Reklam

Yorum Yap