Diğer yaratılmış canlılar gibi, devekuşunda da kim bilir ne hikmetler ve gayeler vardır!
Uzun boyu, yüz kiloyu aşan ağırlığı, küçücük kanatları ve koşarken üç metreye ulaşan adımlarıyla, ilginç bir görüntü sergileyen bu büyük kuş uçamaz. Ama çok hızlı koşar. Etinin lezzetli olduğu söylenen devekuşu için üretme çiftlikleri kurulmaktadır. Her canlıda olduğu gibi, onda da insanın menfaatine olacak faydalar yerleştirilmiştir.
Devekuşu, fıkralara da konu olmuştur. Bediüzzaman Hazretleri, eserlerinde ondan bahseder. Ehl-i dalâleti devekuşuna benzetir. Hani, bir zaman devekuşuna demişler: “Madem kuşum diyorsun, kanatların var, uç!” O hemen kanatlarını kısıp “Yok, ben deveyim.”demiş ve uçmamış. Fakat avcıların tuzağına düşmüş. Avcı beni görmesin diye kafasını kuma sokmuş. Halbuki, koca gövdesini dışarıda bırakmış, avcıya hedef olmuş. Başka bir zaman ona demişler: “Madem deveyim diyorsun, o halde yük götür.” O zaman kanatlarını açıvermiş “Ben kuşum!”demiş, yükün zahmetinden kurtulmuş. Fakat, sahipsiz ve yemsiz olarak avcıların hücumuna hedef olmuş.
Bu misal gibi, ehl-i dalâlet olanlar ve dünyasının akıbetini ölümle ebediyen idam, yok olup gitmek olarak telâkki edenler, yok olmak elemini hissettikleri zaman “Belki âhiret vardır.”ihtimaline saklanırlar. İbadet teklifi geldiği zaman da “Belki de âhiret yoktur. Olmayan bir şey için neden ibadet edeyim.”diyerek ibadet külfetinden de kurtulduklarını sanmakla, müminden ziyade hayattan zevk ve lezzet aldıklarını zannederler. Veyahut devekuşu gibi, başını gaflet ve eğlence kumuna sokarak, ecel ve kabir gerçeğinden gözlerini kaparlar. Fakat, bu şeytanî aldatmacanın hükmü gayet yüzeysel, faydasız ve geçicidir. Kısa bir zaman sonra ecel gelir, düğüm çözülür, gerçekler bütün çıplaklığıyla ortaya çıkar fakat son pişmanlıklar hiç bir fayda vermez. Günahların ağır yükleriyle birlikte o insan, âdeta aşık olduğu bu dünya hayatından kudretli bir el tarafından koparılır ve kabir âlemine sürüklenir gider.
Gafletin mertebeleri muhtelif olduğundan, ehl-i dalâlet gibi, ehl-i iman olanlar da kendilerini kandırmakta ve iman zayıflığından gelen bir tembellikle ibadet vazifesini sürekli ertelemektedirler. Hep yarınlara bırakılan ibadetler ihmal edile edile yıllar geride kalmakta ve ihtiyarlık gelip kapıya dayanmaktadır. Ondan sonra da “Bu yaşa kadar kılmadığım namaza başlamakla Allah’ı mı kandıracağım? Battı balık yan gider. Boşa kürek çekmeye gerek yok.”diyerek, kendisini tamamen felâkete atar.
Halbuki, Allah’ın rahmeti gazabını geçmiştir. Güneş batıdan doğmadığı sürece tövbe kapısı açıktır. Allah’ın rahmetinden ümit kesmek, büyük günahlardandır. Günah ne kadar büyük olsa bile, Allah’ın rahmeti ve affı daha büyüktür.
Bu noktada, tebliğ hizmetinde bulunan şuurlu dâvâ adamlarına çok büyük görevler düşüyor. Ağaç yaşken eğilir sırrınca, gençlik hizmetlerine ağırlık vermekle birlikte, gafil Müslümanları ayıltmak için de devamlı hareket halinde olmak ve iman hakikatlerini tohumlar gibi cemiyet toprağına ekmek, onların vazgeçilmez hayat prensipleri olmalıdır.
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci videoları)

