(Dünden devam)
Allah’ın emri ile ecel geldiği zaman bedenden ayrılan ruh, emir âleminden gelmiş ve başına şuur takılmış canlı bir kanundur. Bediüzzaman Hazretlerinin tarif ettiği gibi “Ruh, hayatın hâlis ve sabit bir cevheri, sabit ve müstakil zâtıdır.” Maddi şeylerin bir araya getirilmesinden terkip edilmiş bir kesret değil ki, tahrip ve dağılması söz konusu olsun.
Yine, Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle “Ceset istediği gibi dağılıp toplansın, ruhun istiklâliyet ve bekâsına zarar vermez.” Ruhun ölümü ya tahrip iledir, buna basit ve tek bir kanun olması müsaade etmez. Ya da Allah’ın idam etmesi iledir, buna da Allah’ın rahmeti izin vermez. Bu hakikatten anlaşılır ki, ölüm ile beden elbisesinden soyunan ruh, bütün semavî dinlerin haber verdiği gibi bu fâni âlemi terk eder ve bâki âlemlere geçer. Şayet, iman ile gitmiş ve dünya imtihanını kazanmışsa, yüzde doksan dokuz dost ve sevdiklerine kavuşur ve onlarla sohbet ve ünsiyet eder. Yeniden diriliş sabahına kadar bu ruhanî beraberlik devam eder.
Beden elbisesinden sıyrılan ruh, büsbütün çıplak olmaz. Dünyadaki bedenine benzeyen misalî bir beden ile kabir âlemine intikal ettiğinden, yeni ölen kişi orada bulunanları, oradaki ruhlar da yeni gelen kişiyi tanırlar. Ve oradaki ruhlar, bu dünya ile yakından alâkadardırlar. Ancak, bu anlatılanlar müminler için söz konusudur. İnandığı gibi yaşamayanlar veya âhiret ve diğer iman hakikatlerine inanmayanlar için kabir, bütün dost ve sevdiklerinden tecrit içinde yalnız başına bir hapis ve azap memleketidir.
Dünya ile berzah âlemi arasında çok ince bir perde olduğunu söyleyen Bediüzzaman Hazretleri, şehit talebesi Hafız Ali’ye, yeni vefat eden bir kişiyle niçin selâm göndermedim diye çok üzülür. Sonra kalbine gelir ki “Selâm göndermek için vasıtaya ihtiyaç yok. Hem o kendi gelir alır. Onlar bizin çok yakınımızdalar ve bize dikkat ediyorlar, belki bize yardım ediyorlar.”
Kendi nazarında berzah memleketini İstanbul gibi telâkki eden Bediüzzaman, nefsine hitaben ilginç tespitlerde bulunur: “Ey nefis! Başta Habibullah (asm), bütün ahbabın, kabrin arka tarafındadırlar. Burada kalan bir iki tane ise, onlar da gidiyorlar. Ölümden ürküp, kabirden korkup, başını çevirme. Merdâne kabre bak, dinle ne talep eder. Erkekçesine ölümün yüzüne gül, bak ne ister. Sakın gafil olup ikinci adama benzeme. Ey nefsim! Deme: ‘Zaman değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder. Derd-i maişetle sarhoştur.’ Çünkü, ölüm değişmiyor. Firak (ayrılık) bekâya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşerî, fakr-ı insanî değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sürat peyda ediyor. Hem deme ‘Ben de herkes gibiyim.’ Çünkü, herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Herkesle musibette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır.” (Sözler)
Bu yakınlarda tanıdığımız bazı dostların ve meşhur insanların âniden ölümleri, insanların âhiret yolculuklarının hız kazanarak devam ettiğini daha iyi hatırlatıyor. İnsan, kendi hayatını buna göre, âhireti açısından daha iyi hazırlaması icap eder.
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) (YouTube-Sami Cebeci le her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)

