OMURİLİK
Tefekkür

OMURİLİK

İnsan vücudu için Bediüzzaman Hazretleri “Kâinatın misal-i musağğarı”tabirini kullanıyor. Yani kâinatın küçük bir örneği. İnsanı anlamaya çalıştıkça, engin bir okyanus ile karşı karşıya olduğumuzu fark ediyoruz.

Her bir organımız gibi omurilik de harika bir sistemler dünyasıdır. Boyun bölgesinden başlayarak, kuyruk sokumuna kadar uzanan 33-34 kadar omurlar vardır. Bel bölgesine kadar uzanan omurların içi bir kanal şeklinde boşluktur. Bu boşluğu omurilik doldurur. Kadınlarda 43, erkeklerde 45 cm. uzunluğunda ve 35-40 gr. ağırlığındadır. İçi boz, dışı ak renkte olan omurilik, üç kat zarlarla sarılmıştır. Arası omurilik sıvısı ile doldurulmuştur. Böyle yaratılmasının maksadı, hem dışarıdan gelebilecek darbelere karşı omuriliği korumak hem de onu beslemektir. Dışı otuz bir çift sinir ağlarıyla sarılmıştır. Bunların biri kasları yöneten motor sinir sistemleri, diğeri duyuları yöneten sinir sistemleri. İrademiz dışında cereyan eden vücuttaki bütün hareketlerin kontrol merkezi omuriliktir. Buna otonom sistem de deniliyor. Beyin sapı, omurilik soğanı ve hipofiz bezi ile koordineli olarak çalışan ve çok karmaşık sistemleri içinde barındıran bu sistemler ağı, gerçekten bir harikalar dünyasıdır. Tıp fakültelerinde okuyan veya doktor olmuş insanların, insan vücudunu derinlemesine inceledikten sonra, bu sistemler karşısında hâlâ Allah’a inanmıyorsa, kendi aklına “Yazıklar olsun!”demeli. Bu kadar hassas ve insan havsalasına durgunluk veren bu sistemler kendi kendine, tesadüfen veya tabiatın eseri olabilir mi?

Enfüsi tefekkür çerçevesinde ana hatlarıyla temas ettiğimiz organlarımızın her birisi, gerçekten insanı hayretler içerisinde bırakıyor. Allah’ın bu muhteşem sanatları karşısında “Maşaallah, Barekallah ve Allahü Ekber” demekten insan kendini alamıyor. Ne mutlu böyle hayranlık duyabilenlere! Ne kadar yazık bu sanatları tabiat ve tesadüfe havale edenlere!

www.asyanur.info

Yorum Yap