Bin yıllık mazisi İslâm dinine hizmetlerle geçen ve İslâm dini sayesinden gerçek kimliğine kavuşan asil ve necip milletimizin evlât ve torunları olarak, yeni sistem olan cumhuriyet idaresine ve onun da ötesinde olan demokrasiye kısa zamanda uyum sağlamış ve çoğulcu sistemin getirdiği hak ve hürriyetlere samimi olarak sahip çıkılmıştır.

Her ne kadar cumhuriyeti kuran kadrolar tarafından koskoca bir millet, muasır milletler seviyesine çıkmak sloganıyla mazisinden, köklerinden, örf, adet ve geleneklerinden, hatta İslâm dininden koparılmak istenmişse de, bu tatbikat millet nezdinde itibar görmemiş ve pozitif bir direnişle devletin dayatmaları protesto edilmiştir.

Bir milletin hayatında böylesine dehşetli değişimlerin ve tahriplerin yapılmasına sebep olan şahısların, bin yılda bir defa çıktığı ve meddahlar tarafından büyüklüğünün her tarafta ilân edildiği bir zaman ve zeminin, insanlık tarihinde başka bir örneği görünmemektedir.

Çok partili demokrasi dönemine geçildiği 1950 yılına kadar, tek parti icraatlarıyla bir millete dinlerinden ve inançlarından dolayı kan kusturan ve devletin demir yumruğu ile maneviyatları darmadağın edilen kitleler; demokrasinin getirdiği tercih ve seçim hakkıyla, kendisine bu haksızlıkları reva gören mel’un ve meş’um  zihniyete ve onun temsilcilerine öyle bir seçim tokadı vurdu ki, onlara feleklerini şaşırttı ve bir daha iflâh etmedi. Peygamber Efendimizin (asm) “Kur’an’a zarar verecek dehşetli şahıslar, İslâmlar içinde çıkacak.” diye verdiği haberleri icatlarıyla tasdik eden dehşetli şahıslar ve onları temsil edenler millet ile baş edemedi.

Evet, millet ile savaşılmaz. Zorla millete belli bir zihniyet dayatılmaz. Baskı ve hileler ile kitleler kısa bir zaman içinde yanıltılsa bile, onun ömrü uzun olmaz. Batı standartlarında bir demokrasi ile beraber, dindar anlamda bir cumhuriyet ön plana alınsa herkes tarafından kabul görürdü. Fakat, ne yazık ki bu yapılmadı ve yapılmak istenmedi.

Demokrasiye geçmemizin üzerinden seksen seneye yakın bir zaman geçti. Yapılan nice yanlışlardan dolayı, ne demokraside, ne cumhuriyette, ne lâiklik anlayışında ve ne de İslâm dininde tam olarak uzlaşıp anlaşabilmiş değiliz. Acaba, aynı dinin ve aynı ülkenin vatandaşları olmamıza rağmen, neden bu uzlaşmayı başaramadık? Kimisi cumhuriyet ve demokrasiyi küfür rejimi olarak görüyor. Kimisi lâikliği dinsizlik ve din düşmanlığı olarak algılıyor. Kimisi de, İslâm dinini gericiliğin sebebi olarak görüyor. Bütün bunlardan kurtulmanın artık zamanı çoktan geldi ve geçiyor. (Devamı yarın)

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)