Küçük bir uç beyliği iken, zamanla ulu bir çınara dönüşen ve üç kıt’aya yayılan Osmanlı Devleti, tabii ömrünü tamamlayıp tarih sahnesinden çekilirken; onun bıraktığı topraklar üzerinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise, sosyolojik gelişmeleri ve sosyal bünyenin mevcut özelliklerini dikkate almadan, yepyeni bir devlet ve bambaşka bir millet meydana getirmek iddiasıyla yola çıktı.

Hâkimiyet kayıtsız şartsız millete ait olması gerekirken, çoğu zaman paşalarda oldu. 1924-1961 ve 1982 yıllarında yapılan anayasalar maalesef milletin değil, paşaların anayasasıdır. Millet ise onları tasdik etmek zorunda kalmıştır. Kurucu iradenin görüş ve düşünceleri, resmi ideoloji olarak anayasalara hâkim kılınmış ve onların tartışılması bile suç sayılmıştır. Millete zorla giydirilen bu anayasalar yüzünden, ülkemiz demokrat ülkelerden sayılmamış ve ikinci sınıf devletler grubuna dahil edilmiştir. Millete rağmen millet için mantığıyla hareket edilmiş ve cumhuriyet adı altında dehşetli bir istibdat zehiri millete altın bir tasta içirilmiştir.

Demokrasiye geçildiği 1950 yılından sonra üç defa ihtilâl yapılmış, millet hâkimiyeti yok edilmiştir. Millet korkutulmuştur. Millete güvenilmemiştir. Milletin yanlış yapmasından her zaman endişe edilmiştir. Milletin sahip olduğu milli ve manevi değerlere itibar edilmemiştir. Dünya gerçeklerinden ve sosyolojik gelişmelerden habersiz davranıp, millete ve inançlarına zarar verilmiştir.

Bu yanlışlığa zamanında dikkat çekip ikazda bulunan Bediüzzaman “Hayat-ı içtimaiye-i beşeriyede bir çığır açan, eğer kâinattaki kanun-u fıtrata muvafık hareket etmezse, hayırlı işlerde ve terakkide muvaffak olamaz. Bütün hareketi şer ve tahrip hesabına geçer.” (Lem’alar s. 174)demiştir.

Evet, ülkemizde devlete göre millet ve resmi ideolojiden taviz vermeyen bir zihniyet hâkim olduğundan, milletin bunları aşmasından endişe edilmektedir. Halbuki, devlet milletinden endişe eder mi? Olacak iş değil! Böyle bir örnek dünyada pek görülmemektedir. Bu endişedir ki, millet üstünde, bilhassa dindar kitleler üstünde devlet baskısını netice vermektedir.

Demokrasi ile idare edilen ülkelerin, koruma altına aldığı resmi bir ideolojisi olmaz. Olsa bile ömrü uzun sürmez. Devlet teşkilatı millet için vardır. Millet devlet için değil. Milletin hür iradesi ve sosyal gelişmeler, tabu sayılan şeyleri er ya da geç birer birer aşar. Ve hâkimiyet kayıtsız şartsız millete ait olur.

Hülâsa; millete rağmen bir şeyi dayatmak mümkün değildir. Milletin benimsemediği ilkelerin de ömrü uzun olmayacaktır. Dünyada esen gerçek demokrasi rüzgârları, Türkiye’yi de etkisi altına alacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmamalıdır.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)