Fıtraten medeni olarak yaratılan ve bundan dolayı sosyal bir hayat yaşamak durumunda olan insanın, istidat ve kabiliyetlerine, duygu ve kuvvelerine fıtrî bir sınır konulmadığından, beşerî münasebetlerinde ve muamelâtlarında tecavüz ve zulümler meydana gelir. Buna binaen, vukua gelecek haksızlıkların izalesi için sosyal hayat adalete muhtaçtır. Adaletin tesisi ise, külli bir aklı gerektirir. Külli bir akıl da kanun şeklinde olur. Öyle bir kanun da şeriattır.

Bahsi geçen hakikatleri şerh ve izah eden Bediüzzaman Hazretleri, adaletin tam anlamıyla gerçekleşmesinin ancak semâvî bir din ile olabileceğini belirtmektedir. Kur’an-ı Kerim’in takip ettiği dört ana esas vardır: Tevhid, Nübüvvet, Haşir, Adalet ve ibadet olarak sıralanmıştır. Bir ayet-i kerimede “Allah adaleti emreder. Fahşa ve münkerden (kötülüklerden) nehyeder (yasaklar).” ferman-ı celili ile adaletin Kur’an’da çok önemli bir yer tuttuğu ve müteaddit surelerde tekrar edildiği görülür. “Hak, kuvvette değil, kuvvet haktadır.” prensibiyle zulmü kesip atan ve adaleti temin eden İslâm dini, insanın dünyadaki gerçek saadetinin de kefilidir.

Adalet kavramı üzerinde çok duran Bediüzzaman Hazretleri, onu adalet-i mahza ve adalet-i izafiye şeklinde iki kısımda mütalâa eder. Adale-i Mahza, yani mutlak adalet: “Bir masumun hakkı, bütün halk için dahi iptal edilmez. Bir fert, umumun selâmeti için feda edilmez. Cenab-ı Hakkın nazar-ı merhametinde hak, haktır. Küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük, büyük için iptal edilmez. Bir cemaatin selâmeti için, bir ferdin rızası bulunmadan hayatı ve hakkı feda edilmez. Hamiyet namına ve rızası ile olsa o başka meseledir.” (Mektubat s. 57)

Adalet-i izafiye ise: “Küllün selâmeti için ferdin hakkını nazara almaz. Ehven-i şer diye bir nevi adalet-i izafiyeyi yapmaya çalışır. Fakat adalet-i mahza kabil-i tatbik ise, adalet-i izafiyeye gidilmez. Gidilse zulümdür.” (Mektubat s. 57) Adalet-i mahzanın esas, adalet-i izafiyenin mecburiyet hallerinde olabileceğini belirten Bediüzzaman, hakkaniyeti muhafaza etmenin yolunu, hırs, hissiyat ve ırkçılık gibi zaaflara düşmeyerek, adalet duygusundan ve uygulamadan ayrılmamakta görür.

“Adalet müessesesi hiçbir cereyana kapılmaz. Hiçbir tarafgirliğe kaymaz. Bu, din ve vicdan hürriyetinin ana umdesidir ki, komünist olmayan şarkta, garpta, bütün dünya adalet müesseselerinde hâkimdir.” (Tarihçe-i Hayat s. 636) “Devlet organları içinde en ziyade hürriyetini muhafaza etmeye, tesirat-ı hariciyeden en ziyade bitarafâne, hissiyatsız bakmakla mükellef olan elbette mahkemelerdir. Adliye memurları, hissiyattan ve tesirât-ı hariciyeden bütün bütün âzâde ve serbest olmazsa, sûreten adalet içinde müthiş günahlara girmek ihtimali var. Hâkim, mahkeme tarafgirlik şâibesinden müberra ve gayet bitarafâne kalması, adaletin şartıdır.” (Tarihçe-i Hayat s. 216) ifadeleri Bediüzzaman Hazretlerine aittir. (Devamı yarın)

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)