(Dünden devam)
Bediüzzaman Hazretleri “Müsavatsız adalet, adalet değildir. “demekle, hukuk önünde eşitlik prensibinin, İslâm dininde adalet mekanizmasının en önemli unsurlarından birisi olduğunu ve halifelerin bile hukuk önünde Hristiyan ve Yahudilerle eşit muamele gördüğünü ifade ederek, eşitlik prensibinin İslâm adaletinde çok büyük bir yer tuttuğunu tespit etmektedir.
Aynı zamanda, hakiki adaletin ve tesirli cezanın, ancak Allah namına ve din adına uygulandığı zaman netice vereceğini, aksi takdirde abdestsiz kıblesiz namaz kılmaya benzeyeceğini ve tesiri olmayacağını şöyle ifade etmiştir: “İman, kalpte, kafada daimi bir manevi yasakçı bıraktığından fena meyelanlar (meyiller) nefisten çıktıkça ‘yasaktır’ der, tardeder (kovar), kaçırır.” (Hutbe-i Şâmiye s. 82)
“Evet, insanın fiilleri kalbin, hissin temayülâtından çıkar. O temayülât (meyiller) ruhun ihtisasatından ve ihtiyacından gelir. Ruh ise, iman nuru ile harekete gelir. Hayır ise, yapar; şer ise kendini çekmeye çalışır. Daha kör hisler onu yanlış yola sevk edip mağlup etmez. Elhasıl: Had ve ceza, emr-i İlâhi ve adalet-i Rabbani namına icra edildiği vakit hem ruh, hem akıl, hem vicdan, hem İnsaniyetin mahiyetindeki lâtifeleri müteessir olur, alâkadar olurlar. İşte bu mânâ içindir ki, elli senede bir ceza, sizin her gün müteaddit hapsinizden ziyade bize fayda veriyor. Sizin adalet namı altındaki cezalarınız yalnız vehminizi (hayalinizi) müteessir eder. Çünkü, biriniz hırsızlığa niyet ettiği vakit, millet, vatan maslahatı ve menfaatı hesabına cezaya çarpılmak vehmi gelir. Yahut, insanlar eğer bilseler ona fena nazarla bakarlar. Eğer aleyhinde tebeyyün etse (anlaşılsa), hükümet de onu hapsetmek ihtimali hatırına geliyor. O vakit, yalnız kuvve-i vahimesi (hayal gücü) cüz’i bir teessür hisseder. Halbuki, nefis ve hissinden çıkan- hususan ihtiyacı da varsa- kuvvetli bir meyelan galebe eder. Daha fenalıktan vazgeçmek için o cezanız fayda vermiyor. Hem de emr-i İlâhi ile olmadığından, o cezalar da adalet değil. Abdestsiz kıblesiz namaz kılmak gibi battal olur, bozulur. Demek, hakiki adalet ve tesirli ceza odur ki, Allah’ın emri namına olsun. Yoksa, tesiri yüzden bire iner.” (Hutbe-i Şâmiye s. 82)
Evet, İslâm dininde adalet kavramı, en temel ve vazgeçilmez dört ana esastan biridir. Ve Kur’an-ı Kerim’in bu husustaki kanunları, daima gençliğini ve tazeliğini koruyor. İnsanların yaptığı kanunlar gibi ihtiyarlamaya maruz kalmıyor. Her bir mümin de bu hakikati böyle anlamalı ve kavramalıdır.
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci videoları) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)

