İlim, iman ve irfan itibariyle insanın kazandığı meziyetlere, yüksek derecelere ve manevi güzelliklere fazilet denir. Bu vasıflara sahip olan kişilere de fazilet ehli denilir. İlim, iman ve irfan kökleri üzerinde hayat bulup gelişen fazilet ağacı, zamanla tekâmül eden ve bir cihette ona Allah için yönelerek gayretle ulaşılan bir hakikattir. İlim ve imanda ilerledikçe, insanda fıtrî bir hâle dönüşen ve yapmacıklığı kabul etmeyen fazilet vasfı, hiçbir zaman başkaları üzerinde bir tahakküm ve baskı aracı değildir.
Bu çok önemli hakikati veciz bir şekilde izah eden Bediüzzaman Hazretleri şöyle diyor: “Evet, imanlı fazilet, medar-ı tahakküm (baskı vesilesi) olmadığı gibi, sebeb-i istibdat da olamaz. Tahakküm ve tagallüb etmek faziletsizliktir. Ve bilhassa ehl-i faziletin en mühim meşrebi, acz ve fakr ve tevazu ile hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye karış mak tarzındadır. Lillahilhamd, bu meşrep üstünde hayatımız gitmiş ve gidiyor. Ben kendimde fazilet var diye fahr suretinden dâvâ etmiyorum. Fakat nimet-i İlâhiyeyi tahdis suretinde şükretmek niyetiyle diyorum ki: Cenab-ı Hak, fazl ve keremiyle, ulûm-u imaniye ve Kur’an’iyeye (iman ve Kur’an ilimlerine) çalışmak ve fehmetmek (anlamak) faziletini ihsan etmiştir. Bu ihsan-ı İlâhiyeyi bütün hayatımda, lillahilhamd, tevfik-i İlâhi ile şu millet-i İslâmiyenin menfaatine, saadetine sarf ederek hiçbir vakit vasıta-i tahakküm ve tegallüb olmadığı gibi, ekser ehl-i gafletçe matlup olan (arzu edilen) teveccüh-ü nas (halkın alkışı) ve hüsn-ü kabul-ü halk (halkın beğenmesi) dahi, mühim bir sırra binaen benim menfurumdur, onlardan kaçıyorum.” (Lem’alar s. 175)
Kâinatın Yaratıcısını tanımak ve Ona iman ile ibadet etmek maksadıyla bu dünyaya gönderilen insanların, Allah tarafından mahiyetlerine ekilen istidat ve kabiliyet tohumlarının sümbüllenmesine vesile olan Kur’an-ı Kerim; insan için en ulvî gaye ve hedef olarak, fazilet ve Allah’ın rızasını göstermiştir. Halbuki, Batı Medeniyeti insan için gaye olarak beş menfi çürük prensibi esas almıştır. O çürük esaslardan birisi olan menfaatini elde etmek anlayışı, insanın nefsanî arzularını tatmin etmeyi telkin etmiş ve insanların ihtiyaçlarını arttırmıştır. Halbuki, menfaatin özelliği, her arzuya kâfi gelmediğinden, üstünde boğuşmayı netice vermiştir. Diğer menfi esaslarıyla beraber insanlığın saadetini mahvetmiştir. (Devamı yarın)
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)

