Genel Tefekkür

EN KIYMETLİ VE UCUZ NİMET: HAVA- 2

Reklam

Bütün canlılar için en değerli nimet olan hava olmadan hayat devam edemez. Alınan nefesle vücutta meydana gelen olaylar dizisi başlı başına bir mucizedir.

Nefes aldığımız zaman akciğerlere giren havadaki oksijen, kirlenmiş kandaki karbon maddesiyle birleşerek, karbondioksit olarak dışarıya çıkar. Bu esnada, hem kan temizlenir, hem vücut ısısı temin edilir, hem de ağızdan çıkarken kelime meyvelerini verir. Akıllara hayranlık veren bu mucize olayları, sonsuz ilim ve kudretiyle planlayıp yaratan Allah, her türlü noksanlıklardan münezzehtir.

Atmosferdeki yüzde yetmiş sekiz olan azot, yani nitrojen gazı, yeryüzündeki toprağın fıtri gübreleme kaynağıdır. Her saniye dünyada ortalama iki bin şimşek çakmaktadır. Bu esnada meydana gelen yüksek ısıdan azot iyonları toprağa boşalmakta ve böylece toprak gübrelenmiş olmaktadır. Şayet böyle bir sistem kurulmamış olsaydı, gübre fabrikaları milyonlarca kat daha fazla yapılsaydı bile, toprakları gübrelemeye yeterli olmazdı.

Ölmüş ve çürümüş bitki ve hayvanlardan ortaya çıkan azot atmosfere yükseliyor ve oradan tekrar yeryüzüne iniyor. Böylece, bir denge içinde dünyada hayat devam edip gidiyor. Sistemi kuran Yüce Yaratıcı, çok ince hesaplarla kurmuş. Biz de ondan yararlanıp hayatımızı sürdürüyoruz. Kimileri şükür içinde, kimileri de nankörlük içinde.

Ozon gazı ise, başlı başına bir mucizedir. Güneşten gelen mor ötesi ışınlarla atmosferin üst tabakasında meydana gelen ozon gazı, yeryüzündeki canlılar için tam bir koruyucu kalkandır. Yerden yirmi iki kilometre yükseklikte ve dünyayı çepeçevre kuşatan bir kalkandır. Güneşten gelen ve yeryüzündeki canlılar için bir tehlike oluşturan mor ötesi ışınların bir kısmını yutar ve süzer ve lâzım olan kadarının yeryüzüne inmesine imkân verir. Canlı bedenlerdeki hücrelerin ve kemiklerin gelişmesi güneşten gelen ışınlara bağlıdır. Eğer, ozon tabakası mevcut halinden biraz ince olsa, güneş ışınlarının bütünüyle yeryüzüne inmesine sebep olacak, daha kalın olsa lâzım olan ışınları geçirmeyip bütünüyle emecek ve yutacak. Her iki halde de canlılar için tehlikeye sebep olacak. Çağlar boyu ne eksik ve ne de fazla olmadan onu belli bir kalınlıkta tutan ve bizleri güneşten gelen zararlı ışınlardan koruyan Cenab-ı Hakkın nihayetsiz rahmet ve şefkati düşünülmeli değil mi? Bunlar hiç tesadüfen olabilir mi? İnsanların bir kısmı ne kadar da az düşünüyor?

“Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini Kendi tarafından bir lütuf olarak sizin hizmetinize verdi. şüphesiz bunda, düşünen bir topluluk için deliller vardır.” (Casiye Suresi: 13)

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)  (YouTube-Sami Cebeci ile canlı Risale-i Nur dersleri)

Reklam

Yorum Yap