İslam ve Kur'an Siyaset

DİNDAR CUMHURİYET MODELİ

Asr-ı Saadet sonrası ve dört halife dönemini takiben meydana gelen babadan oğula geçen saltanat idaresi, İslâm dininin ruhunda olmayan ve şartların getirdiği örneklerdir. İslâm adına ve devlet yönetim biçimi olarak saltanat örnek gösterilemez. Tek örnek, dört halife dönemidir.

Bu itibarla, seçme ve seçilme hakkı bulunan, meşru ve samimi bir muvazene-i adalet unsuru olan muhalefete imkân veren, istişareye ve devlet işlerinin tartışılarak icra edilmesini sağlayan parlamenter sisteme, hukukun üstünlüğüne dayanan kanun hâkimiyetine, yargı bağımsızlığına, kul hakları mantığına istinat eden temel hak ve hürriyetlere, en kâmil ve geniş mânâsıyla vicdan ve din hürriyetine ve sair hürriyetlere fırsat ve imkân tanıyan bir dindar cumhuriyet modeli içinde; teknik bir mesele olan devlet işlerinin icrasını, insanların irade-i cüz’iyesine bırakan İslâm dininin, dînî esaslara dayanan teokratik bir yönetim biçimine ihtiyacı yoktur. Bundan dolayı Bediüzzaman “Ben, dindar bir cumhuriyetçiyim.” demeyi bir vazife kabul etmiştir.

Gerçek bir demokrasinin ihtiva ettiği değerler manzumesini içinde bulunduran demokratik bir cumhuriyeti kucaklayan ve insan aklının ürünü mevcut gelişmelerin daha ötelerini insanlığa bahşeden  ve vahyin ürünü olan İslâm dinini, doğru anlamak ve doğru anlatmak durumundayız. Yoksa, ne istediğinden haberi olmayanların ve sağını solundan fark edemeyen bir kısım safdil dindarların yüzünden bir çok sıkıntıların yaşanması kaçınılmaz olur. Meşrutiyet-i meşrua ünvanıyla meşrutiyeti savunan ve onun dört mezhepten istihracının mümkün olduğunu dâvâ eden Bediüzzaman’ın, bu  alandaki açıklamalarına kulak vermek milletçe mecbur olduğumuz bir hakikattir.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)

Yorum Yap