Risale-i Nur mesleğinin temel taşlarından birisi de, din ve siyaset dengesidir. Bu dengeyi bulamayan veya koruyamayanlar çok yanılır ve yanıltırlar. Ne yapacaklarını ve nasıl hareket edeceklerini bilemezler. Mesleğin bu alana taallûk eden ölçülerini bilenler ise, elinde pusulası olan bir kaptan gibi rotasından hiç bir zaman şaşmaz ve her türlü hadise dalgaları arasında dosdoğru yoluna devam ederler.

İnsanlık tarihine bakıldığı zaman, din siyasetten bağımsız, mukaddes ve ortak değer olması lâzım gelirken, siyasetle uğraşanlar ve devlet gücünü ele geçirmeye çalışanlar çoğu zaman dini siyasetlerine alet etmiş ve mukaddes değerleri dünya ikbal ve hedeflerine basamak olarak kullanmışlardır.

Hristiyan dünyasında üç yüz sene dahili savaşlara sebebiyet veren mezhep savaşları Avrupa kıt’asını kan gölüne çevirmesinden dolayı lâiklik prensibi devreye girmiş ve din ile siyasetin birbirinden ayrılmasına çalışılmıştır. Ne kadar başardıkları ise tartışma konusudur.

İslâm dünyasına bakıldığında, bilhassa Emevî siyasetlerindeki iktidar mücadeleleri ve saltanat kavgaları, daha sonraki dönemlerdeki dahili çekişmelerde dinden yararlanma gayretleri; dinin neden siyaset arenasından yüksekte tutulması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Günümüz Türkiyesi güya lâik bir cumhuriyettir. Din ile siyaset birbirinden ayrılmıştır. Fakat, Diyanet İşleri Başkanlığını bir bakanlığın  emrine veren, dini siyasetin kontrolünde tutan ve minberden çoğu zaman siyasi hutbeler okutturan bir uygulama, bu lâikliğin de bize has bir şey olduğunu gösteriyor. Din siyasete karışamıyor, ama siyaset ve devlet her vesileyle dine karışabiliyor. Halbuki din, milletin ortak mukaddes değeridir. Ne siyasi partiler ve ne de devlet gücünü elinde bulunduran merkezler, asla ve kat’a dini siyasete alet etmemelidir. Gerçekte ise, devlet ve siyasi partiler dine hizmet etmelidir. Doğrusu da budur.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)