Siyaset

DEVLET VE ASR-I SAADET

Aşiret, kabile ve beylik dönemlerinden devlet geleneğine geçen insanlık, teşkilatlı bir yapılanmayla işlerini daha düzenli, sosyal hayatı ise daha güvenli bir hâle getirdi.

Devlet millet için vardır. Millet devlet için değil. Devlet teşkilatına olan ihtiyaç, milletin birliğini ve vatanın bütünlüğünü muhafaza etmeye dayalı, fertlerin temel hak ve hürriyetlerinin teminat altına alınması, istibdat ve baskıdan uzak merkezi otoritenin mantığına istinat eden bir gerçekten kaynaklanır.

İnsan gibi biyolojik bir bünyeye sahip olan devlet mefhumunun doğuşu gibi, ihtiyarlayıp ölümü de söz konusudur. İnsanlık tarihine baktığımız zaman, nice kudretli ve kuvvetli devletlerin, zamanla ihtiyarlayıp tarih mezarlığına gömüldüğünü görürüz. Bu hakikate işaret eden Bediüzzaman “Devlet bir şahs-ı manevidir. Çocuk gibi teşekkülü, büyümesi tedricidir. Ve keza yeni teşekkül eden bir devletin; bir milletin ruhuna kadar nüfuz eden eski bir devlete galebe etmesi yine tedricidir, yine zamana mütevakkıftır.” (İ. İ’caz s. 164) demektedir.

Evet, fıtraten medeni olan insan, diğer insanları  da düşünmeye mecbur olması ve sosyal hayatın yardımıyla şahsî hayatını devam ettirebileceği nokta-i nazarından, organizeli bir toplum hayatının en gelişmiş şekli olan devlet teşkilatını tanzim etmesi, yaratılıştan gelen bir özellik olduğu açık bir gerçektir.

Fıtrî ve tabii seyri içinde yeni teşekkül eden bir devletin, eski devletlere galebe etmesine örnek olarak, ilk İslâm devletini gösteren Bediüzzaman, böyle bir örneğin o boyutta bir daha görülemediğini ifade etmektedir.

“O Zat (asm) büyük bir işe teşebbüs etti. Bütün efkâr-ı ammeye galebe çaldı, bütün ruhlara kendini sevdirdi, bütün tabiatların üstüne çıktı. Kalplerden bütün vahşet âdetlerini, çirkin ahlâklarını kaldırarak, pek yüksek âdât ve güzel ahlâkı tesis etti, kalplerdeki kasaveti ince hissiyatla tebdil ettirdi ve cevher-i insaniyeti izhar etti. Onları, o vahşet köşelerinden çıkararak, evc-i medeniyete yükseltti. Ve onları, o zamana, o âleme muallim yaptı. Ve onlara öyle bir devlet teşkil etti ki, sâhirlerin sihirlerini yutan Asâ-yı Musa gibi başta zalim devletleri yuttu. Ve nev-i beşeri istila eden zulüm, fesat, ihtilâl, şekavet râbıtalarını yaktı, yıktı. Ve az bir zamanda, devlet-i İslâmiyeyi şarktan garba kadar tevsi ettirdi (genişlettirdi.)” (i.İ’caz s. 165)

Evet, Asr-ı Saadette kısa bir zamanda meydana gelen İslâm devleti, kalpler ve gönüller üzerine müesses bir yapılanma ve üç semavî dine mensup gruplar arası yapılan bir anlaşmaydı. Medine Vesikası ise, İslâm tarihinde gerçekleşen ilk anayasa idi.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)

Yorum Yap