1911 Yılında yaptığı Rumeli seyahatinde, milliyet meselesini iki öğretmene anlatan Bediüzzaman Hazretleri, yirmi sene sonra Türkiye Cumhuriyeti tarafından, ırkçılık anlamındaki Türk milliyetçiliğinin, İslâmiyet yerine konulmaya çalışıldığı ve “Bir Türk dünyaya bedeldir. Ne mutlu Türküm diyene!” gibi söylemlerle başka ırkların gücendirildiği bir atmosferde, yapılan yanlışların terk edilmesini telkin ediyor:
“Menfi unsuriyet fikriyle Şark vilayetindeki vatandaşlara veya cenup (güney) tarafındaki dindaşlara adavet (düşmanlık) besleyip, onlara karşı cephe almak, çok zararları ve mehaliki (tehlikeleri) ile beraber, o cenup efratları içinde düşman yoktur ki, onlara karşı cephe alınsın. Cenuptan gelen Kur’an nuru var, İslâmiyet ziyası gelmiş. O içimizde vardır ve her yerde bulunur. İşte o dindaşlara adavet (düşmanlık) ise, dolayısıyla İslâmiyete, Kur’an’a dokunur. İslâmiyete ve Kur’an’a karşı adavet ise, bütün bu vatandaşların hayat-ı dünyeviye ve hayat-ı uhreviyesine bir nevi adavettir. Hamiyet namına hayat-ı içtimaiyeye hizmet ediyorum diye iki hayatın temel taşlarını harap etmek, hamiyet değil, hamakattır (ahmaklık).” (Mektubat s. 542)
Türkçülük namındaki menfi milliyetin zararlarını ortaya koyan Bediüzzaman, bu tarzdaki milliyeti yanlış uygulamaktansa, onu müspete kanalize etmeyi ve faydalı hale dönüştürmeyi teklif ediyor: “Müspet milliyet, hayat-ı içtimaiyenin ihtiyac-ı dahilisinden ileri geliyor. Teavüne, tesanüde sebeptir, menfaatli bir kuvvet temin eder, uhuvvet-i İslâmiyeyi daha ziyade teyit edecek bir vasıta olur. Şu müspet fikr-i milliyet, İslâmiyete hâdim (hizmetkâr) olmalı, yerine geçmemeli.” (Mektubat s. 542)
Müslümanların arasından çıkarak, nifak perdesi altında İslâm’a en büyük darbeyi vuracak olan dehşetli bir şahsın icraatını nazara veren Bediüzzaman “Gariptir, hem çok gariptir; yedi yüz sene müddetinde İslâmiyetin ve Kur’an’ın elinde şerefşiar, bârikaâsâ bir kılıç olan Türk milletini ve Türkçülüğü, muvakkaten islâmiyetin bir kısım şeairine karşı istimal etmeye çalışır. Fakat muvaffak olmaz, geri çekilir. ‘Kahraman ordu, dizginini onun elinden kurtarıyor.’ diye gelen rivayetlerden anlaşılıyor.” (Şualar s. 932)
Bahsi geçen dehşetli plana karşı, hakiki ve samimi Türkleri ikaz eden Bediüzzaman şu izahları yapar: ” Ey Türk kardeş! Bilhassa sen dikkat et. Senin milliyetin İslâmiyetle imtizaç etmiş. Tefrik etsen (ayırsan) mahvsın. Bütün senin mazideki mefahirin (iftihar ettiğin şeyler) İslâmiyet defterine geçmiş. Bu mefahir zemin yüzünde hiçbir kuvvetle silinmediği halde, sen şeytanların vesveseleriyle, desiseleriyle o mefahiri kalbinden silme.” (Mektubat s. 543)
Bu izahlar çerçevesinde, hakiki ve sâdık her bir Nur Talebesi, ırkçılık anlamındaki milliyetçiliğin her türlüsünden kaçar ve milliyetini yalnız İslâmiyet bilir. Kendi milliyetini de, İslâmiyete Kale ve zırh yapar.
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-SAmi Cebeci videoları)

