Bediüzzaman Said Nursi

DEVLET VE BEDİÜZZAMAN’IN DURUŞU

20. Asrın başlarında hizmet hayatına başlayan, Kur’an’ın bu çağa hitap eden son dersini insanlığın istifadesine sunan ve müspet hareket etmeyi mesleğinin temel taşı yapan Bediüzzaman Hazretleri, fikrî istiklâliyetini vefat edene kadar korudu. Bütün siyasetlerden ve cereyanlardan bağımsız kalmaya muvaffak oldu.

Ankara’ya dâvet edilerek geldiğinde, kendisine yapılan bütün cazip teklifleri elinin tersiyle itmiş ve yirmi sekiz sene  süren işkenceli bir esaret, takip, tevkif ve hapisleri tercih etmiştir. Böyle yaptığı için Bediüzzaman olmuş ve gönüllerde taht kurmuştur.

Bediüzzaman, Cumhuriyet tarihi boyunca hedef tahtası oldu. Medeniyetin bütün güzelliklerine açık, ilerlemeye  ve terakkiye teşvik edici ve yeniliğin müspet olan her cihetine taraftar olduğu halde, irtica ve gericiliğin sembolü gibi gösterilmeye çalışıldı. İrtica kelimesi, bu maksat için bir maske olarak kullanıldı. Şayet, devletle iş birliğine girip, onların maksatlarına hizmet etseydi, Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlerde oturup, resmî ideoloji istikametinde fetvalar vererek saltanat sürecekti. Fakat, o zaman da şahsiyet ve kimliğini terk edip, Bediüzzaman olmaktan çıkacak ve Nur Risaleleri vücuda gelmeyecekti.

“Çok emarelerle bildik ki; bana hücum edenleri tahrik eden, M. Kemal’e itirazımdır ve ona dost olmadığımdır. Başka sebepler bahanedir.” diyen Bediüzzaman, Demokrat Parti döneminde de, Halk Partisinin kışkırtmalarıyla çok fazla tevkif ve hapisler olduğunda “Bu hücumlar bizim için iyidir. Yoksa, ‘Nurcular da mı devletin resmî ideolojisiyle barıştı?’ diye âlem-i İslâm hakkımızda şüpheye düşerdi.”diyerek bu inceliği nazara veriyordu.

O, vefat edene kadar kendi kimliğini ve ortaya koyduğu Nur Hareketinin orijinalliğini korumayı tercih etti. Devlet gücünden yararlanmaya itibar etmedi. Belli bir mesafeyi her zaman muhafaza etti. Her türlü sıkıntıya katlandı fakat devlete karşı âsâyişe zarar verecek hiç bir harekette bulunmadı. Devlet noktasında özgün bir duruş sergiledi. Kendisine zarar verenlere ise, Risale-i Nurla imanlarını kurtarmak şartıyla hakkını helâl etti.

Onun vefatından bu yana, Nur Hareketinin mensupları da hep Üstatları gibi davrandı. Devletin kontrolüne girmemek ve kimliklerini muhafaza etmek için, kendi yağlarıyla kavrulmayı tercih ettiler. Böyle yapmaktan kaçınanlar ise, korktukları akıbete düştüler ve resmî ideolojinin fetvacısı kesildiler fakat yine de yaranamadılar.

Önemli bir devlet adamının bize yaptığı şu ikaz çok yerindedir: “Devlet imkânlarına tenezzül etmeyin. Yoksa, fikrî istiklâlinizi koruyamazsınız. Hiç olmazsa siz kimliğinizi koruyarak kalın. Memleketin buna ihtiyacı var.”

Evet, her şeye rağmen bedeller ödeyerek gelen Nur Hareketinin fikrî istiklâlinin altında, bunun gibi gerçekler yatmaktadır.

asyanur.info

Yorum Yap