Barla köyü gibi kuş uçmaz kervan geçmez bir mahrumiyet beldesine sürgün gönderilen Bediüzzaman Hazretleri, kendisinden kuşku duyan devlet adamlarının zıddına, hayatını milletine adamıştı.

İrşat ve tenvir temellerine bina ettiği kudsî hizmetinin meslek ve meşrep prensipleri, tamamen âsâyiş, emniyet ve huzuru sağlamayı ve milletin birlik ve beraberliğini temin etmeyi hedefliyordu.

İnançsızlığın veya iman zayıflığının insanı  insanlıktan uzaklaştıracak, nefis ve şeytanın esiri yapacak dehşetli bir belâ olduğunu bilen Bediüzzaman, altı bin sayfayı aşkın Nur Risalelerinde, iman hakikatlerinin çürütülemeyecek derecede kuvvetli delillerle ispat etmeyi hayatının en büyük gayesi yaptı. Tabiat ve tesadüfün veya sebeplerin icat kabiliyetinden binler derece uzak ve imkânsız olduğunu kör gözlere ve akıllara gösterdi.

İlim ve amel itibariyle her cihetle Allah Resulüne(asm) vâris olan Bediüzzaman, çağımızda bir Asr-ı Saadet Müslümanı olarak yaşadı. İman hakikatlerini önce kendi nefsinde tatbik etti. Ecdadımızı temsil eden bir kimlikle müminlere örnek oldu. Milletin birlik ve beraberliğini, vatanın bölünmez bütünlüğünü her vesileyle savundu. Ayrılıkçı fikir ve cereyanlara itibar etmedi. Elinden geldiğince onları zararlı fikir ve teşebbüslerden vazgeçirmeye çalıştı. Cumhuriyet rejimine din namına sahip çıkarak “Ben dindar bir cumhuriyetçiyim.”dedi. Lâikliği tarafsız kalmak, devletin ne dindarlara ve ne de dinle bağı olmayanlara karışmaması olarak yorumladı. Cumhuriyet adı altında dehşetli bir istibdadın uygulanmasının, cumhuriyetin mânâsıyla ters düştüğünü söyledi. Medeniyetin, sefahet ve haram eğlenceler olarak algılanmasının yanlış olduğunu ifade etti. İmanın ve Müslümanca yaşamanın medeniyeti, fen ve teknolojiyi almaya mâni olmadığını müdafaa etti.

Bediüzzaman’ın Kur’an ve Sünnet-i Seniye kaynaklı fikirleri millet vicdanında kabul gördü. Nur Risalelerinden feyiz alan milyonlarca NurTalebeleri, âsâyiş ve emniyetin fahri muhafızları oldu. Hiçbir anarşi ve fitneye bulaşmadılar. Milletin birlik ve beraberliğinin sağlanmasında çimento vazifesi gördüler. Şer odakları tarafından ve lüzumsuz evhamlar yüzünden sıkıntılara maruz kalsalar da, bu misyonlarını devam ettirdiler. Devlet düşmanlığı hiç yapmadılar. Devletin bir takım yanlışlarına taraf olmamakla birlikte, doğru olan her şeye sahip çıktılar. Etnik kökeni ne olursa olsun, her kesin imanını kurtarmak veya kuvvetlendirmek için var güçleriyle çalıştılar. Ne ırk, ne mezhep ve ne de meşrep farkı gözetmeden imana hizmet ettiler.

Bu gayretlerin sonucudur ki, doğulusuyla batılısıyla, kuzeylisi veya güneylisiyle muhtelif etnik kökene mensup milyonlarca Nur Talebeleri meydana geldi. Farklılıklarımız, bir zenginlik olarak aynı potada eridi. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz olduk. Din kardeşliğinin ne olduğu cümle âleme gösterildi. Milletin birlik ve beraberliğinin hangi eksende olacağı fiilen ispat edildi, elhamdülillah.

asyanur.info