(Dünden devam)

Bu makalenin yazılmasına vesile olan hakikat, bir Cuma günü yaşadığımız bir hadisedir. 1955 yılında askerden terhis olan ve Isparta’da Bediüzzaman Hazretlerini ziyaret eden Cemil Çelik Ağabeyi de, sekiz sene boyunca her Cuma günü giderek, Cuma namazı kıldırdığımız Bilkent Üniversite mescidine bir kısım arkadaşla birlikte götürmüştüm.

Cuma namazı öncesi yaptığımız ders, Asa-yı Musa eserinden 9. meseleydi. İmanın, altı esası ile birlikte bir bütün olduğunu, her bir iman rüknü kendini ispatlayan delilleriyle, diğer iman rükünlerine de iman etmeyi gerektirdiğini, birini inkâr etmenin diğerlerini inkâr etmek gibi bir duruma düşüreceğini, Allah ve ahirete inanmış olmanın, sahibini inkârcı olmaktan kurtaramayacağını okuduk ve izah ettik. Hutbeyi de vaaza uygun yerlerden okuduk. Namazdan sonra arabaya doğru giderken Cemil Çelik Ağabey şunları söyledi: “Benim ne kadar güzel dilim var, ne kadar güzel Türkçem var, ne kadar güzel izah ettim, ne kadar güzel Risale-i Nur’a tercümanlık ettim, diye vaaz ve hutbe boyunca iftihar ettim. Kendim okumuş ve kendim anlatıp izah etmiş kadar memnun oldum. Allah sizden razı olsun.” dedi.

İşte, Bediüzzaman Hazretlerinden ve Risale-i Nur’dan tam dersini almış bir ihlâs kahramanı. Kardeşinin mazhar olduğu bir hizmeti, aynı kendisi yapmış gibi sevinip lezzet alan bir Nur fedaisi. Bizim aradığımız işte bu ruh hâlidir. Fenâf’il ihvan sırrıyla ve birbirinin aynı olmak derecesinde bir tefâni ile mukaddes iman hizmetinin hizmetkârlığını yapmaktır. Nasıl olsa yapılan bütün hizmetlerin sevabı aynı ortak havuza dökülüyor ve o havuz bir cihette hepimize ait oluyor. Benim hizmetim herkesin, herkesin hizmeti benim hizmetim olduktan sonra, o zaman mesele de kalmıyor.

Bu gün toprağın üstünde olan bizler, yarın toprağın altında olacağımızı ve amellerimizdeki ihlâsa göre muamele göreceğimizi anladığımız zaman, ihlâs denilen elmas gibi bir hakikat elde edilmiş olur. Hem de her an Allah’ın huzuru ve nazarı altında olduğunu bilen dâvâ adamları, Onun rızasına aykırı olarak başkasının iltifat ve teveccühüne itibar eder mi? Sen- ben meseleleri ve ben daha önde görünmeliyim arzuları, senin değil, benim dediğim olmalı temennileri, zaten meşveret sisteminin yerleşmesiyle ortadan kalkmıştır.

Kendisinin değil, kardeşinin mazhar olduğu hizmetlerden, kendisi yapmış gibi lezzet alıp iftihar eden dâvâ adamları hâline geldiğimiz ve birbirinin aynı olmak derecesine yükseldiğimiz zaman, gerçek ihlâsa kavuşmuş ve muzır mânilerin çoğunu aşmış oluruz. Cenab-ı Hakkın, hepimizi tam ihlâsa muvaffak kılmasını bu vesileyle niyaz ediyoruz.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)