Ezelden ebede kadar olmuş ve olacak her şeyin Cenab- ı Hak tarafından bilinmesi ve Levh-i Mahfuzda yazılmış olması anlamına gelen kader, kâinat ve küçük bir kâinat hükmündeki insanın bir nevi programı hükmündedir. Bir makaleye sığdırılması mümkün olmayan kader meselesini, en ince teferruatına kadar 26. Söz risalesinde, Bediüzzaman Hazretleri izah ve ispat etmiştir.

Halk arasında çok kullanılan fakat çok yanlış inanışları içinde barındıran kader inancı, İslâm tarihi boyunca derin tartışmaların meydanı olmuştur. İlmî ve nazarî değil, hâlî ve vicdanî bir iman esası olan kader, insanın işlemiş olduğu bir kısım hasenat ve iyiliklerinden dolayı gurur ve övünmekten kurtarmak; cüz’i irade ise, işlediği günahları ve fenalıkları üstlenmek için iman esasları içine girmiştir.

İnsan için, hayrı ve iyilikleri isteyen Allah’ın rahmeti, onları icat eden ise, Allah’ın kudretidir. İnsan o iyiliklere iman ile, niyet ile, şuur ile ve dua ile mazhar olur. Bundan dolayı, meydana gelen iyilikler için övünmek değil, bilakis o iyiliklere mazhar ettiği için Allah’a şükür edilmesi gerekir. Halbuki, şerleri ve kötülükleri isteyen insanın bizzat nefsidir. İmtihana vesile olması için yaratılan nefis, hiçbir zaman hayır ve iyilik taraftarı değildir. Ayet-i kerimenin haber verdiği gibi, her zaman kötülüğü emreder. Bu cihetten insan, cüz’i iradesiyle şerri ve kötülüğü tercih edip yaptığı zaman, işlediği kötülüklerin günahını o yüklenir ve “Kaderimde bu günahı işlemek varmış, ben ne yapayım?” diyemez.

Kader inancı, halk arasında çok sık kullanılan bir durumdur. Fakat o, geçmiş zaman ve yaşadığı musibetlerle ilgilidir ki, hüzün ve ümitsizliğin ilâcıdır. Hem de, bu noktada sapık fırkaların bâtıl ve yanlış kader inanışları, istikamet üzere olan Ehl-i Sünnet vel Cemaat içine karışmıştır.

Kader, sonsuz ilmiyle bütün zamanları ve mekânları kuşatan ve görünen varlık âlemleriyle birlikte, görünmeyen bütün gayb âlemlerini de bilen, hatta yokluk âlemleri bile ilminde var olan Cenab-ı Hakkın; bize göre her şeyi önceden bilmesi ve yazıp programlaması anlamına gelmektedir. Kâinat ile ilgili her şey, Allah nasıl istemiş ise öyle programlamıştır. Kâinat ona göre şekil almış ve o plâna göre de devam etmektedir.

İnsan için ise, iki türlü kader vardır. Birincisinde insanın sorumluluğu yoktur. Meselâ; her insanın hangi anne ve babadan doğacağı, hangi coğrafyada dünyaya geleceği, hangi ırktan olacağı, boyu, şekli ve diğer özellikleri kendisinin sorumluğu altında değildir. İkincisi olan kader ise, insanın kendi hür iradesiyle yaptığı her şeyin sorumluğu kendine aittir. Allah, nihayetsiz ilmiyle herkesin ne yapacağını bildiğinden, onları insanın kaderine yazmıştır. Yani, her insanın nasıl bir hayat yaşamasını mecbur etmek için değil, her insanın kendi hür iradesiyle nasıl bir hayat yaşayacağını bildiği için yazmıştır. Öyle ise, sorumluluk kaderin değil, bilakis insanın bizzat kendisinindir. (Devamı yarın)

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)