Telif ettiği Kur’an tefsirleriyle çağa damgasını vuran asrın manevi sahibi Bediüzzaman Hazretleri, Eskişehir ve Denizli’den sonra, Afyon ilinde üçüncü büyük mahkemesini yaşıyordu. İslâm tarihinde eşi benzeri çok az görülen dehşetli eza ve cefalar, işkence ve zehirlenmelere muhatap olan bu büyük İslâm âlimi, resmi ideolojinin bekçileri tarafından hak etmediği şeylerle suçlanıyor ve kanun dışı keyfî muamelelerle mahkûm edilmeye çalışılıyordu.
Dini siyasete alet etmek, cumhuriyet aleyhinde olmak, şahsî nüfus temini peşinde koşmak, devletin temel nizamlarını dinî esaslara uydurmak, asayiş ve emniyeti bozma ihtimali bulunmak gibi asılsız iftiralara maruz kalan ve her seferinde berat eden bu manevi sultan, Afyon mahkemesinde de aynı nakaratla mahkûm edilmeye uğraşılıyordu. Fakat, bütün hayatını bu İslâm milletinin dünya ve ahiret hayatlarını kazandırmaya adayan Bediüzzaman, isnat edilen bütün suçlamaları reddederek susturucu cevaplar veriyor ve bu arada asıl maksadının ne olduğunu aşağıda şöyle açıklıyordu:
“Bir tek gayem vardır: O da; mezara yaklaştığım bu zamanda, İslâm memleketi olan bu vatanda Bolşevik baykuşların seslerini işitiyoruz. Bu ses, âlem-i İslâmın iman esaslarını zedeliyor; halkı, bilhassa gençleri imansız yaparak kendisine bağlıyor. Ben bütün mevcudiyetimle bunlarla mücadele ederek gençleri ve Müslümanları imana dâvet ediyorum; bu imansız kitleye karşı mücadele ediyorum. Bu mücahedem ile inşaallah Allah huzuruna varmak istiyorum. Bütün faaliyetim budur.” (Şualar s. 427)
Diğer mahkemeler gibi Afyon mahkemesi de bir irşat kürsüsü olmuştu. Bediüzaman Hazretleri, oradan bütün dünyaya adalet ve hukuk dersi veriyordu. Sanki Bediüzzaman hâkim, savcılık mevkiinde olan mahkûm gibiydi. Çünkü, Bediüzzaman hem haklı ve hem de suçsuzdu. Nihayet adalet tecelli etmiş ve mahkeme diğerlerinde olduğu gibi berat ile neticelenmişti.
İnsanların zulmü içinde , sürekli kaderin adaletini gören Bediüzzaman, her şeyde güzel cihetler buluyor ve bu yüzden kimseye beddua bile etmiyordu. Şayet, kedisine zulmedenler Risale-i Nur ile imanlarını kurtarsalar, onlara da hakkını helâl edeceğini ilân ediyordu. Bu duygu ve düşünceler içerisinde dâvet edildiğimiz Afyon iline girdik. Hasan Ağabeyin aracında beş kişiydik. Şehrin girişinde, o ilde bulunan hayatta ve vefat etmiş olanlara dualar ettik. Hayatta olanların akıl ve kalplerini iman ve Kur’an hakikatlerine musahhar olmaları için Allah’a niyaz ettik. (Devamı yarın)
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)

