Kur’an-ı Kerim’in otuz üç ayetinin işaretine mazhar olan Risale-i Nur tefsirlerinde, Nur Talebelerinin imanla kabre gireceklerine ve ehl-i cennet ve ehl-i saadet olacaklarına dair müjdeler bulan Bediüzzaman, bunun için iki büyük delil ve emare olduğunu beyan eder.
Birincisi: Risale-i Nur dersleri yalnız akılda kalmıyor, hem kalbe, hem ruha, hem sırra, hem öyle latifelere sirayet ediyor ki, sekerat halinde akıldaki imanı şüpheye düşürebilen şeytanın eli oralara uzanamıyor ve sâdık Nur Talebeleri ister istemez imanla kabre girmek gibi, cihan saltanatından daha değerli bir neticeye mazhar oluyor.
İkincisi: Nur Talebelerinin imanla kabre girmesi için, birbirlerine günahsız dillerle o kadar makbul dualar oluyor ki, o duaların reddine rahmet ve hikmet-i İlâhi müsaade etmez. Faraza hepsi kabul olmasa bile, tek bir kişinin duası kabul olsa, yine Nur Talebelerinin imanla kabre girmelerine vesile olur. Çünkü, o kabul olmuş dua bütün Nur Talebelerini içine alıyor.
13 kasım Cuma günü sâdık Nur Talebelerinden Ali Kanıbir Ağabeyin, cenazesini Ankara Şehir Hastahanesinden almak için iki oğlu Bedrettin ve Mustafa ile birlikte gittik. Diğer oğulları Hüseyin, Akif ve Ahmet ve sair akrabaları da oradaydı. Morgda olan cenazeyi son bir defa daha görmek istediler. Görevli arkadaş bir odayı işaret etti. Birlikte içeri girdik. Yaklaşık 140- 150 kg. ağırlığı olan bir cenazeydi. Görevli yüzünü açtı. Mosmor bir yüz ile karşılaştık. Çocuklar “Bu bizim babamız değil!” dediler. Bu arada, görevli imam da geldi. Elindeki evraklara bakarak, iç odadaki yaklaşık her biri yirmişer bölümden meydana gelen üçer katlı bölmelerden birini çektirip “İşte Ali Kanıbir.” dedi.
Herkesin meraklı bakışları arasında Ali Kanıbir Ağabeyin yüzü açıldı. Bembeyaz bir sima ve uyuyan bir insan hali vardı. Hadis-i şerife göre, kâfirlerin, münafıkların ve aşırı günahkâr müminlerin ruhları bedeninden alınması, keçenin içinden dikenli bir çalının söke söke çıkarılması gibi iken, müminlerin ruhu ise, tere yağından bir kıl çeker gibi kolayca alınır. İşte, Ali Ağabey ruhunu böyle teslim etmiş olmalı ki, siması uyuyan bir insanın hali gibi idi.
Yine Hadis-i şerifte “Nasıl yaşarsanız öyle ölür, nasıl öldü iseniz öyle de dirilirsiniz.” buyrulmuş. Ali Ağabey, Müslümanca yaşadı, sâdık bir Nur Talebesi olarak hayatını sürdürdü ve son anlarına kadar hizmet ederek hayatını güzel bir sonla noktaladı. Allah, ona ve onun gibi olanlara rahmet eylesin, mekânları cennet, dereceleri yüksek olsun, amin.
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci videoları)

