Kabre Gülerek Girenler

İNEBOLU’DAN BERZAH MEMLEKETİNE YOLCULUK- 2 (GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ…)

(Dünden devam)

Bir gün önce bir arkadaş sohbetinde, Şevval orucunu bitirdiği için “Yarın benim bayramım.” diye lâtife yapan Said Yılmaz Ağabey, il meşvereti için yola çıktığı Pazar sabahı, Küre dağlarını aşıp yola şen şakrak devam ederken, birden ellerini yüzüne kapamış, derin bir nefes almış ve gözlüğünü aşağıya doğru çeken elleri yana düşmüş.

Aynı arabada bulunan Rasim Sürav Ağabey ve diğerleri hemen ellerine ve yüzüne yeni yağan kardan sürerek baygınlığını giderelim diye uğraşmışlar ama o çoktan ruhunu Rahman’a teslim  ederek, bir su içer gibi kolaylıkla, belki de ölüm acısını hiç hissetmeden bir kuş gibi uçup gitmiş.

Evet, Risale-i Nur’dan tam ders alan ve İslâm dininin yücelmesi yolunda  canla başla çalışan Nur Talebeleri, elbette bir su içer gibi ruhunu kolay teslim eder ve hem de imanla kabre girer. Zira, tahkiki iman derslerinin gücü ve iştirak-ı amel-i uhreviye düsturunun kuvveti, dünya saltanatından daha değerli olan böyle bir neticenin gerçekleşmesine kâfi ve yeterli bir hakikattir.

Karadeniz sahilinin yemyeşil çam ormanlarına sırtını dayayan ve masmavi deniz manzarasına hâkim bir tepede rahatla yatan Said Yılmaz Ağabeyin mezarı başında, Yasin-i Şerif ve dualarımızı okurken, Bediüzzaman Hazretlerinin “Sizlere müjde! Mevt idam değil, hiçlik değil, fenâ değil, inkıraz değil, sönmek değil, firâk-ı ebedi değil, tesadüf değil, failsiz bir in’idam değil.. Belki bir Fâil-i Hakîm-i Rahim tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Saadet- i ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın mecmaı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır.” sözleri kulaklarımızda çınlıyordu. Said Yılmaz Ağabey de kabre gülerek girenlerden oldu. Allah onu bizleri ebedi rahmetlerine mazhar eylesin, amin.

“Bu dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadır. Asıl hayat ise, âhiret hayatıdır.” ferman eden Cenab-ı Hakkın ikazlarına kulak veren ve dünyayı âhiretin bir tarlası bilerek ona göre çalışan Said Ağabeyi, âhiret âleminin ilk kapısı olan kabrinde bırakıp geriye döndüğümüzde, şehir merkezinde sağa sola koşuşup duran insanlar, fâni hayatlarını tüketmeye çalışıyorlardı. Birden bir ses İnebolu dağlarında yankılandı: “Allahü Ekber! Allahü Ekber!”  Yahya Paşa Camii müezzini, Müslüman Türkiye’nin inanan insanlarını okuduğu Ezan ile camiye çağırıyor ve sağır kulakları delerek gafletten hidayete dâvet ediyordu.

Bozkurt ilçesinden gelenlerin de katılımıyla gerçekleşen  ve kalabalık bir dostlar topluluğuyla yapılan ders ve sohbetten sonra, ertesi gün yine Ankara yolundayız. Öğle namazını Kastamonu’da kıldık. Bediüzzaman’ı görenlerden ve son şahitlerden olan Saniye teyzeden ibretli hatıralar dinledik. Seksen küsur yaşında olmasına rağmen hâlâ hanım derslerine katılan Saniye teyzeden gayret ve istikamet dersi aldık. Kastamonu kalesinden, Üstadımızın yaptığı gibi tepeden şehri temaşa ettik.

Vefatından bu yana, yedi sekiz yıldır kabri başında nöbet tutan kedisi bulunan Mehmet Feyzi Ağabeyi kabrinde ziyaret ettik ve dualar okuduk. İkindi namazını Çankırı dershanesinde kılıp Ankara’ya döndüğümüzde, ruhlarımız bir vazifeyi yerine getirmenin huzurunu yaşıyordu, elhamdülillah.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)

Reklam

Yorum Yap