Dünyanın bütün ülkelerinde görülen Koronavirüs salgınında, ölenlerin sayısı bir milyona, görülen vak’a sayısı ise yirmi beş milyona yaklaştı. Dünya hayatının bütünüyle fâni olduğu insanlığın gözleri önüne serildi. Bizim ülkemizde de bu salgından ölenler altı bini aştı.

Bu dünyanın ebediyen kalınacak bir yer olmadığı, her tarafından her akşam televizyon ekranlarından görüldüğü halde, bu insanlar nasıl kendilerini aldatıyorlar ve devamlı dünyada kalacakmış gibi bir hisle âhirete boş verip, bütün güçleriyle dünyaya saldırıyorlar, anlamak mümkün değil!

İnançsızlık sebebiyle ölümü ebedi bir idam ve bütün dostlarından ebediyen bir ayrılık olarak kabul eden ve her gün idam sehpasına yaklaşan bir adamın çektiği acı ve elem gibi, ölüme yaklaştığını düşünen insanlar nasıl hayattan lezzet alabilir? Dünyası yalancı bir cennet olsa da, kalbinde ve vicdanında manevi bir cehennem azabı, o insanın bütün dünyasını karartır. Ancak, onlar bu manevi azabı hissetmemek için kendilerini sarhoşluğa ve başka türlü eğlencelere dalarak teselli etmeye çalışıyorlar.

Halbuki, inanan insanlar için ölüm bu dünyadan daha güzel bir âleme geçmek için bir pasaport gibidir. Daha önce vefat etmiş yüzde doksan dokuz sevdiklerine kavuşmak için bir seyahat biletidir. Bu dünya zindanından cennet bağlarına uçmak için bir vesiledir. Buna böyle inanan müminler topluluğu, ölümden korkmak değil, Allah’ın emri geldiği zaman sevinçle o âleme gitmek için can atarlar.

Uzun zaman önce tanıdığım Niyazi Bekkaya Ağabey, ölüm gerçeğini böyle bilen ve inandığı gibi yaşayan samimi bir mü’mindi. Hem mahal derslerinde, hem de çevre il ve ilçelere Risale-i Nur dersleri için birlikte giderdik. Can kulağıyla dersleri dinleyen Niyazi Ağabey “Bu akşamki ders çok güzeldi. Gerçekten çok istifade ettim.” derdi. Ev derslerine de katılır, evine ders alırdı. Hizmet merkezimizde kılınan vakit namazlarında birlikte olduğumuz gibi, her hafta kılınan kalabalık Cuma namazlarında da mutlaka birlikte olurduk.

Niyazi Ağabeyin yaşı bir hayli ilerlemişti. Sağlığına çok dikkat ediyordu. Salgın hastalık çıkalı dikkatini daha da arttırmıştı. Bilinen hiç bir hastalığı yoktu. Yaşına göre delikanlı gibi hareketliydi. 21 Ağustos 2020 günü Cuma namazına geldiğinde onu biraz solgun gördüm ve “Nasılsın Ağabey?” dedim. “Sami Kardeş! Kendimi çok yorgun ve halsiz hissediyorum. Hiç böyle olmamıştım.” dedi. Meğer bu son görüşmemizmiş. Cumartesi günü çocukları Pursaklar devlet hastahanesine götürüyorlar ve test yaptırıyorlar.Pazartesi günü test sonucu pozitif çıkıyor ve Dışkapı Hastahanesine sevk ediliyor. Salı günü saat tam on ikide de ruhunu Rahman’a teslim ediyor. Bütün bunlar dört günün içinde oluyor. Haberini aldığım zaman gerçekten şok oldum, şaşırdım. Sapasağlam olan Niyazi Ağabey, birden aramızdan ayrıldı ve Çarşamba sabahı on bir civarında Pursaklar mezarlığından Yasinler ve dualar eşliğinde âhiret âlemine yolcu ettik.

Evet, ecel geldiği zaman ayetin haber verdiği gibi “Ne bir an geri kalır ve ne de bir an ileri gider.” Demek tayin edilen  vakti bu vakitmiş. Herkes kendisi için tayin edilen tam vaktinde bu dünyadan bâki âlemlere geçiyor. Yani vakitsiz ölen hiç kimse yok.

Hadis-i şeriflere göre, yanarak, boğularak, karın sancısıyla, doğum sebebiyle lohusa zamanı olan kırk gün içinde ölen ve veba gibi diğer salgın hastalıklarından ölen mü’minler hükmen şehittirler. Niyazi Ağabey, inşaallah manevi şehitler zümresine katılarak, bu dünyanın bütün meşakkatlerinden kurtulup, gülerek kabre girenler sınıfına dahil oldu. Allah, kendisine rahmetiyle muamele etsin, kabri pür nur, mekânı cennet olsun, amin.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)