Kaderî bakış açısından yabancı ülkelerde doğan insanların durumlarının ne olacağı merak edilen bir konudur. İnsanların hangi anne ve babadan doğacağı ve hangi coğrafyada dünyaya geleceği, her şahsın iradesinin dışında meydana gelen bir hakikattir. İslâm ülkelerinde dünyaya gelen ve Müslüman bir anne ve babadan doğanlar zahiren daha şanslı, diğerleri ise şanslı değiller gibi görünmektedir.

Ehl-i Sünnet Vel Cemaat imamlarının görüşlerine göre, Hazret-i İsa (as) ile Son Peygamber Hazret-i Muhammed (asm) arasında geçen 600 senelik döneme Fetret Devri adı verilmekte ve bu asırlarda yaşayan insanların kurtulacakları ifade edilmektedir. “Biz peygamber göndermediğimiz bir kavme azap edecek değiliz.”ayeti delil olarak gösterilmektedir. Eski peygamberlerin tahrif edilmiş dinlerinin delil olmayacağı belirtilmektedir. İmam-ı Matüridi aklen bu kâinatın bir yaratıcısı olduğunu bilmek durumundadırlar dese de, İmam-ı Eş’ari bundan dahi sorumlu değillerdir demiştir.

Âhirzamanda fetret derecesinde İslâm dinine lâkaytlık meydana geldiğinden, Bediüzzaman Müslümanlar için “Bu zamanda farzları yapan ve büyük günahları terk eden kurtulur.”demektedir. Bir İslâm memleketinde dünyaya gelen kimsenin mutlaka cennete gidecek diye dînî bir hüküm yoktur. Bir kimsenin cennete gidebilmesi için imanın altı esasına sağlam bir şekilde inanması ve gereklerini yerine getirmesi icap eder. İnanmıyorsa ve Müslümanlığın icaplarını yerine getirmiyorsa, adının Ahmet veya Mehmet olması onu kurtarmaya yetmez. Bu açıdan bakıldığında, günde beş defa Ezan-ı Muhammedinin (asm) okunduğu bir İslâm beldesinde doğmuş olmak, zahiren avantaj gibi görünürken, böyle inançsız insanlar için tam bir dezavantajdır. Çünkü, hiç bir mazereti kalmamıştır.

Yabancı ülkelerde doğan insanlar ise, zahiren dezavantajlı imiş gibi görünürlerken, İslâm dinini telkin edecek imkânlardan yoksun oldukları için, bahsi geçen inançsız insanlara göre avantajlı duruma geçerler. Zira, yeteri kadar mazeretleri vardır. Onlar için lâzım olan şey, Bediüzzaman’ın Rum Patriği Athegarenos’a söylediği şu telkinlerdir: “Allah’ı bir olarak kabul etseniz ve bizim Hazret-i İsa’yı (as) peygamber olarak kabul ettiğimiz gibi, siz de Hazret-i Muhammed’i (asm) Müslümanların peygamberi olarak tasdik etseniz ehl-i necat olup kurtulacaksınız.” Hristiyan ve Yahudiler için bu kadarı yeterlidir. İslâm dinini seçerlerse âhiretleri daha iyi olur.

Bununla birlikte, Hazret-i Muhammed’i (asm) hiç duymayan ve İslâm dini hakkında hiç bir haberi ve bilgisi olmayan yabancılar, fetret devri insanları gibidir. Onlara ne muamele edilecekse, bunlara da öyle muamele edilecektir.Burada şuurlu Müslümanlara büyük vazifeler düşmektedir. Hem gafil Müslümanlara, hem de yabancılara doğru İslâmiyeti ve İslâmiyete lâyık doğruluğu anlatarak ve yaşayarak tebliğ etmek en birinci vazifeleridir.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)