Hayat

MÜMİNLER TOPLULUĞUNUN BİRLİĞİ

Reklam

Tarih boyunca milletlerin, cemiyetlerin, tarikat ve cemaatlerin birlik ve beraberliği en önemli meselesi olmuş, bazen bu konuda başarılı, bazen başarısız kalınmıştır.

Özellikle ehl-i imanın birlik ve beraberliği muvaffakiyetin ön şartı olmasına ve ehl-i imanı birbirine bağlayan kuvvetli binler bağlar bulunmasına rağmen, birliğin zedelenmesi mağlubiyeti netice vermiştir.

Bâtıl bir vasıtayla hak bir neticeye varılamayacağı kaidesiyle, hak ve doğru bir vasıtaya sarılmayan ehl-i imanın mağlubiyeti, kendi yanlışlarının neticesi ve fıtrat kanunlarına muhalefetin ağır faturasıdır.

Ehl-i dalâletin dayandığı bir hak olmadığı halde, birlik ve beraberlik ve karşılıklı fedakârlık gibi hak bir vasıtaya yapıştıkları zaman bir kuvvet kazanıp neticeye ulaşıyor ve ehl-i imana galip geliyorlar. İttihat, ittifak ve birlik gibi hakikatler ehl-i hakkın lâzımı olduğu ve onunla kuvvet kazandıkları halde, haklı vasıta yerine, ihtilaf ve tefrika gibi bâtıl bir yola düştüklerinden, zaaf ve mağlubiyet kaçınılmaz oluyor.

Bediüzzaman “Ey dînî cemiyetler! Maksadımız, dînî cemaatler maksatta ittifak etmelidirler. Mesalik ve meşreplerde ittihat mümkün olmadığı gibi, caiz de değildir. Zira taklit yolunu açar ve ‘Neme lâzım, başkası düşünsün’ sözünü söylettirir.” tespitini yapmakla, lâzım gelen ittifakın maksat birliği olduğunu zâten açıkça söylüyor. Anlaşıldığına göre maksat birliği, biri din, diğeri içtimai noktadadır. Dînî olan Allah’ın adını yüceltme dâvâsında ve iman hakikatleri meselesinde zaten ihtilaf yok. Herkes inandığı ve hak bildiği bir yolla aynı maksada hizmet ediyor.

Bahsi geçen cihette dikkat edilmesi gereken nokta, hiç bir cemaat beğendiği tarzda ifrata gitmemeli, sadece kendi tarzını doğru ve hak zannedip, diğerlerini bâtıl olmakla suçlayarak ihtilaf ve ayrılık kapısını açmamalıdır ve fitneye sebep olmamalıdır. Zira, Peygamber Efendimiz (asm) “Fitne uykudadır. Onu uyandırana Allah lânet etsin!”buyurarak dehşetli bir ikazda bulunmaktadır.

Dînî cemaatlerin ittifakı aralarında ihtilaf çıkarmamak ve birbirini hayırla anmak şeklinde olmalıdır. Dinin prensiplerine açıkça muhalif düşmeyen hatâlarına  müsamaha ile bakmalıdır. Fakat, dini incitecek ve İslâm’ın haysiyet ve şerefine zarar verecek tavır, beyan ve fiillerinde susmak yerine, müspet ikazlarla hatâyı işleyene münhasır kılmak gerekir. Böylece, İslâm’ın izzeti de korunmuş olur.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)

Reklam

Yorum Yap