Cumhuriyet kurulduğundan bu yana, devlet ve milletçe temin etmeye çalıştığımız konuların başında milli birliği sağlamak geliyor. Katı parti taassubu veya etnik köken farklılığı gibi daha bir çok sebepler vardır ki, dahili ve harici kışkırtmalar yüzünden birlik ve beraberliğimizi zaafa uğratıyor.

Engin bir hoşgörü, demokrasi kültürü, inançlara saygı ve İslâmî terbiyenin geliştirilmesiyle halledilmesi mümkün olan bu konunun üzerinde herkes kafa yormalıdır. Zira, bu vatan bizim, bu insanlar bizim, ortak değerlerimizin hepsi bizim. Kimse kimseyi bu ülkeden kovamaz, inançlarını değiştirmeye zorlayamaz, etnik farklılığı unutturamaz ve mezhep farklılıklarını terk ettirmek için baskı uygulayamaz. Buna hiç bir grubun hakkı olmadığı gibi, devletin dahi böyle bir dayatmayı yapmaya hakkı yoktur. Aslında bu gibi farklılıklar bir milletin zenginlikleridir. Yeter ki, bunlara hoşgörü ile bakılabilsin ve millet birliğini bozan sebepler gözüyle bakılmasın.

Kaderin sevkiyle meydana gelen Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Hanefi- Şafii, Arap-Acem gibi farklılıklarda, insan iradesinin müdahalesi olmadığına göre, bunları olduğu gibi kabul etmek, hoşgörü ile değerlendirmek; hem İslâm dininin hem de demokratik terbiyenin bize yüklediği çok önemli sorumluluklardır.

Hakikat-ı halde millet bünyesinde kabul gören bu farklılıklar, devlet gücüne dayanan ve kendisini lâik olarak tanımlayan, lâikliği de vicdan ve din hürriyetinin teminatı olarak değil, inancını yaşamaya çalışanlara bir baskı aracı olarak yorumlayan bir kısım fanatik kesim tarafından kabul görmemektedir.

Mensubu olduğunu söylediği dinin icaplarını yaşamakta isyankâr veya ihmalkâr olan, ilke ve inkılapları beşerî bir din gibi algılayıp ona kutsallık izafe eden, Allah ve âhiretin varlığını tartıştığı halde, onları tartışmaya bile tahammül etmeyen, İslâm dinini ona alternatif gibi görüp, şeriat karşıtı olmakla övünen bu acaip kesim, ne Müslüman, ne Hristiyan, ne Musevî ve ne de başka bir dine mensup olamamakta, medeniyet eğlenceleriyle hayatlarını güzelce geçirebilmek için nefis ve şeytana kul olmaktadırlar. Allah’a kulluk yapmaktan kaçarken, şeytana kul olmak durumuna düşenler ne kadar garip bir duruma yuvarlandıklarının farkında bile olamıyorlar. İnancını yaşamaya çalışanların başına Azrail kesildiğini zanneden bu garip insanlar, asıl Azrail’in eline düştükleri zaman gerçeği anlarlar, fakat iş işten çoktan geçmiş olur. Ne kadar yazık!

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)