(Dünden devam) Kişilerin şahsi hayatını şekillendiren İslâm dininin nizamından dışarı çıkan, hatta dine karşı düşmanca bir tavrın içine giren lâik bir insan, gerçekten Allah’a inanmış olur mu? Tanımadığı ve emirlerine itaat etmediği bir Allah inancının, o insanın kalbinde var olduğu söylenebilir mi?
Aslında böyle insanların itaat ettiği ve emirlerine uyduğu tek şey, nefsinin aşağılık arzu ve isteklerinden başka bir şey değildir. Elbette hep kötülüğü emreden nefsin her dediğini yapan bir kişinin ilâhı kendi nefsidir. Ayet-i kerimede “Nefsinin arzularını ilâh edinen kimseyi gördün mü?” hakikati bu manayı ifade eder.
Cenab-ı Hakkın emir ve yasaklarından kaçarken, nefsinin rezil istibdadı ve esareti altına giren ve insanı insan olmaktan uzaklaştıranlar, en acınacak bir durumdadırlar Fakat, zarara bilerek girdiklerinden şefkate ve acımaya olan istihkaklarını kaybediyorlar. Nefsinin her arzusunu ilâh edinen böyle insanlar ne kuş olabiliyorlar ve ne de deve misalindedirler. Bazen lâik, bazen Müslüman. Bazen mümin, bazen de dinsiz vaziyetine giriyorlar.
Bunlar, ruh ve kalplerinde bir nokta-i istinat bulamadıkları ve kalbinin istek ve taleplerini arz edecekleri Allah’a hakkıyla inanamadıkları için, bu ihtiyaçlarını gözleri görmeyen, kulakları işitmeyen, her şeyden aciz olan taştan ve tunçtan yapılmış heykeller önünde eğilerek ve bazı defterlere dileklerini yazarak gidermeye çalışırlar. Ne kadar garip bir durum! Kendi başının derdine düşmüş ve yaptıkları amelleriyle baş başa kalmış olanlara yalvarmanın kime ne faydası olabilir!
Hülâsa; gerçek bir Allah inancına sahip olmayan insanların, emirlerine itaat ettikleri bir sürü sahte ilâhları vardır. Ve onların hiç birisinin ona bir faydası yoktur. Ne bu dünyada ve ne de ahirette. Allah, yine de onlara hidayet nasip etsin.
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)

