Bir hadis-i kudsîde Cenab-ı Hak ferman etmiş: “Ben gizli bir hazineydim. Bilinmeyi ve tanınmayı istedim, mahlukatı yarattım, tâ ki onlarda manevi cemâlimi göreyim.” Kâinattaki bütün varlıkları atomlardan güneşlere, çiçeklerden yıldızlara kadar her şeyi çok anlamlı mektuplar ve Esmâ-i Hüsnasına parlak aynalar şeklinde yaratan Yüce Allah (c.c.), onlarla hem nihayetsiz cemâl ve güzelliğini bizzat Kendi nazarıyla görmek istemiş, hem de akıl ve idrak sahibi olarak yarattığı varlıkların nazarıyla da görmek irade etmiş.
Bediüzzaman Hazretlerinin tespit ettiği gibi: “Nihayetsiz kemâlde bir cemâl ve nihayet cemâlde olan bir kemâl, elbette Kendini görmek ve göstermek, teşhir etmek istemesi, en esaslı bir kaidedir. İşte bu esaslı düstur-u umumiye binâendir ki, bu kitab-ı kebir-i kâinatın Nakkaş-ı Ezelisi, bu kâinatla ve bu kâinatın her bir sahifesiyle ve her bir satırıyla, hatta harfleri ve noktalarıyla Kendini tanıttırmak ve kemâlâtını bildirmek ve cemalini göstermek ve kendini sevdirmek için, en cüz’iden en külliye kadar her bir mevcudun müteaddit lisanlarıyla cemâl-i kemâlini ve kemâl-i cemâlini tanıttırıyor ve sevdiriyor.” (Lem’alar s. 306)
Evet, nihayetsiz lisanlarla Allah’ın varlık ve birliğini ispat ve ilan eden, nihayetsiz dillerle ve lisan-ı halleriyle Allah’ı tesbih ve hamd eden âlemdeki varlıkların, bu nihayetsiz şahitliklerini dinlemeyen, bilmeyen ve isyan ederek Onu tanımayıp, sevmeyip, kulluğuyla kendini Ona sevdiremeyen insan suretindeki ahmakların, ne kadar zarar ve hüsran içinde oldukları açıkça anlaşılır.
Evet, uçsuz bucaksız feza-yı âlem içinde nokta kadar bir yer işgal eden, fakat gördüğü vazifeler ve üstünde yaşayan müminlerin ifa ettiği ibadetler cihetiyle, mânen semâvat âlemine denk gelen ve bundan dolayı Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak tarafından “Göklerin ve yerin Yaratıcısı” “Göklerin ve yerin Rabbi” ifadeleriyle gökler âlemi bir kefeye, dünya diğer kefeye konularak, çok önem verildiği görülen bu mavi gezegenimizin, çok farklı bir yeri olduğu görülüyor.
Evet “Eğer seni yaratmayacak olsaydım, âlemleri yaratmazdım.” hadis-i kudsisine mazhar olan ve kâinat onun yüzü suyu hürmetine yaratılan Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed (asm) burada gelmiş. Karaları ve denizleri cezbeye getiren, semâvat ve berzah âlemlerini çınlatan makbul zikir ve tesbihlerini burada söylemiş.
âdemoğlullarının en faziletlilerini arkasına alarak, Arş-ı Âzama müteveccihen el kaldırıp, bütün kâinatla beraber makbul dua ve niyazlarına burada amin dedirtmiş. Elbette, bihakkın Fahr-i Kâinat ünvanını almış. Peygamber Efendimizin (asm) yaşadığı bu dünya, gördüğü vazifeler itibariyle kâinatın kalbi hükmünde olması, Allah’ın Rahmet ve Hikmetinin gereği olmuş. (Devamı yarın)
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci videoları) (YouTube-Sami Cebeci ile canlı Risale-i Nur dersleri)

