Milletin hür iradesiyle ve seçtiği temsilcileri vasıtasıyla kendi kendisini idare etmesi anlamına gelen demokrasi, Osmanlı Devletinin son dönemlerinde, Tanzimat Fermanı ile başlayan milletimize ait bir süreçtir.
Batılı milletler için daha öncelere dayanan bu yönetim şekli, Osmanlı’da önce Tanzimat fermanı, sonra 1. Meşrutiyet ve 2. Meşrutiyet ile devam etti. Büyük ümitlerle ilan edilen cumhuriyet dönemi ise, demokratik hayatı tekâmül ettireceğine, maalesef dehşetli bir diktatörlüğe inkılap ettiği için, bu süreci yirmi sekiz sene kesintiye uğrattı.
Milletçe katlanılan uzun bir sabır döneminden sonra, nihayet dahili ve harici etkenlerin zorlamasıyla, çok partili demokrasi hayatına geçebildik. Cumhuriyet adı altında hükmeden ve temel hak ve hürriyetleri darmadağın eden lâik bir dikta rejimine millet öyle bir seçim şamarı vurdu ki, hâlâ unutulmuş değil. Beyaz ihtilâl olarak tarihe geçti.
Ancak, bu mutlu tablo uzun sürmedi. İlke ve inkılapları korumak ve kollamak adına, genç demokrasimize üç defa darbe yapıldı. Silahlı bürokrasi tercihini demokrasiden yana kullanacağına, demokrasi ile hiç bir cihetle bağdaşmayan ilkelerden yana kullandı. İlke ve inkılaplar adına her zaman demokrasiyi feda etme karakterini sürdürmeyi ne zaman terk edecek?
Dünyada resmi ideolojiye dayalı iki devlet kalmış. Biri Kuzey Kore, diğeri de maalesef demokrasiyi kendine lüks gören bizim ülkemiz Türkiye. Kemalizm, devletimizin resmi ideolojisi olarak, demokrasiye rağmen zorla millete dayatılıyor. Anayasa ile koruma altında tutuluyor. Halbuki, demokrasilerde devletin resmi bir ideolojisi olmaz. Demokrasi kendisi bir ideoloji değil, bir hayat tarzı olduğundan, onu tahrip edecek olan resmi bir ideoloji ile aynı yerde barınamaz. Demokrasi bir ülkede ya vardır ya da yoktur. Biraz demokrasi, biraz da devlet ideolojisi olmaz. Demokrasinin dünyaca kabul edilmiş normları ve prensipleri vardır. O kaidelerin dışına çıkıldığı zaman, demokrasi sadece isim ve resimden ibaret kalır.
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci videoları)

