Hz. Âdem Aleyhisselâmdan beri devam edip gelen iman ve inkâr mücadelesi, Son Peygamber Hz. Muhammed (asm) döneminde zirveye çıkmış ve bu uğurda fikir mücadelesinin yanında, silahlı savaşlar da yapılmak durumunda kalınmıştı. Fakat, sonunda hak yerini bulmuş ve İslâm dini Asya, Afrika ve Avrupa’da yayılarak birçok devletlerde hâkimiyet kurmuştu.
Asırlar boyu sürüp gelen bu iman ve inkâr kavgası, ahir zamanın en dehşetli zamanlarında fen ve felsefe yoluyla bütün dünyayı etkilemiş, özellikle yüz yıllarca İslâm âlemine merkezlik yapan Anadolu topraklarında da, çok büyük manevi tahribatlara sebep olmuştu.
İşte böylesine dehşetli ve Müslüman bir milletin hem dünya hem de ahiret saadetlerinin mahvına sebep olan dinsizlik cereyanlarının Anadolu’yu kasıp kavurduğu ve özellikle genç nesillerin ahlâksızlık ve inançsızlığa sürüklendiği o yıllarda; iki hayatını da feda ederek manevi cihad meydanına atılan ve telif ettiği Risale-i Nur tefsirleriyle iman ve İslâm esaslarını izah ve ispat eden Bediüzzaman Hazretlerinin etrafında halka tutan ve her türlü eziyet ve işkencelere din namına sabır ve tahammül ile mukabele eden büyük bir cemaat meydana gelmişti.
Isparta ve civarı köylerde teşekkül eden ve iman hizmetinde saff-ı evvel olan bu heyetleri Bediüzzaman “Nur Fabrikası, Gül Fabrikası ve Mübarekler Heyeti” gibi namlarla isimlendiriyordu. Kur’an’a ve imana hizmetlerinden dolayı 1935 tarihinde Eskişehir, 1943 yılında Denizli mahkeme ve hapishanelerinde çile çeken bu kahraman dâvâ adamları, 1948 senesinde aynı suçlamalarla Afyon mahkemesi ve zindanlarına düştüler. Ancak inandıkları dâvâlarından asla vazgeçmediler.
İşte böylesine mânen karanlık ve en dehşetli karakışların hükmettiği bir atmosferde, Konya postanesinde telgraf memurluğu yapan ve ecdadı Kafkasya’dan gelip Ermenek yaylasına yerleşen bir genç olan Zübeyir Gündüzalp; Ermenekli Hacı Hafız Ahmet Efendi vasıtasıyla ilk defa Sabri Halıcı ile tanışır ve Nurculuk hareketini ondan duyar. Daha sonra, lise talebesi olan Rıfat Filizer’den Küçük Sözler ve Gençlik Rehberini alarak okuyan Zübeyir Gündüzalp, hayatının sonuna kadar bu dâvâya bağlanır kalır. O zamana kadar okuduğu sandıklar dolusu muhtelif kitaplar, Risale-i Nur eserlerini anlamasında kolaylıklar sağlar.
1944 yılında başlayan Risale-i Nur eserlerini okuma heyecanı, onda Bediüzzaman Hazretlerine karşı dayanılmaz bir sevgi ve bağlılık hissini uyandırır. Nihayet, 1946 yılında Mehdi Halıcı ile birlikte Bediüzzaman Hazretlerini Emirdağ ilçesinde ziyaret ederler. Bu ilk ziyarette ona adını soran Bediüzzaman’a “Ziver efendim” diye cevap verir. “Gel bakalım Zübeyir kardeşim!” diye, Bediüzzaman Hazretlerinin hitap etmesinden sonra, adı Zübeyir olarak kalır. (Devamı yarın)
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)

