(Dünden devam)
Ahir zamanda gelen son müceddit olması itibariyle hem diyanet, hem siyaset, hem cihad, hem saltanat gibi daha pek çok dairelerde vazifeli olan Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri; Eski Said dönemindeki aktif siyaseti terk ederek, Yani Said kimliğiyle sadece iman ve Kur’an hizmetiyle meşgul iken, Afyon hapishanesinde geçirdiği ruhî bir inkılâptan sonra, kendi tabirince “Üçüncü Said” dediği bir döneme geçer.
Bahsi geçen bu ruhî inkılâbını, Afyon mahkeme heyetine şu ifadeleriyle izah eder: “Makam-ı iddianın asılsız bana isnat ettiği suçlar, siz de bilirsiniz ki, yok; beni cezalandırmaz. Fakat beni mânen cezalandıracak vazife-i hakîkiyeye karşı büyük kusurlarım var. Eğer sormak münasipse, sorunuz; cevap vereyim. Evet, büyük kusurlarımdan bir tek suçum, vatan, millet ve din nâmına mükellef olduğum büyük bir vazifeyi dünyaya bakmadığım için yapmadığımdan, hakikat noktasında affolunmaz bir suç olduğuna ve bilmemek bana bir özür teşkil edemediğine şimdi bu Afyon hapsinde kanaattim geldi.” (Tarihçe-i Hayat s. 490)
İman cihetinde yapması gereken tecdit vazifesinin yanında, daha pek çok dairelerde vazifeli olan Bediüzzaman Hazretleri, bu ruhî inkılâp neticesinde, terk ettiği siyasî hayat ile, hâlin icabı olarak yeniden ilgilenmeye başlar ve içtimaî ve siyasî ölçüler ortaya koyar. Bu hâl, Eski Said ile Yeni Said’in birbirini tamamlayan yeni bir tarzdır.
“Biz Kur’an hizmetkârları ve Nurcular, evvelki iki cereyana karşı daima Kur’an hakikatlerini muhafazaya çalışmışız. Mümkün olduğu kadar dünyaya ve siyasete bakmamağa mesleğimiz bizi mecbur ediyormuş. Şimdi mecburiyetle bakmağa lüzum oldu. Gördük ki, evvelki iki cereyana karşı bize (Nurculara) yardımcı hükmünde olabilirler.” (Emirdağ Lâhikası s. 423) ifadeleriyle, iki cereyan dediği komünizm ve Süfyanizm cereyanlarının tahribine karşı, iman hakikatleriyle mukabele eden Bediüzzaman, meslekleri ve siyasetlerince her iki cereyana muhalif olan Demokratların çıkışını ve çok partili demokrasi döneminin önemini belirtmiştir.
“Afyon hapsinden sonra Üstad -kendi tabirince- bir nevi “Üçüncü Said” olarak görünüyordu. Çünkü, bundan sonra hizmet-i Nuriye başka safhalarda tezahür edecekti; küllî bir inkişaf olacaktı.” (Tarihçe-i Hayat s. 525) beyanları, Üçüncü Said gerçeğinin belgesidir. 1950-1960 yılları arasında kaleme aldığı 2. Emirdağ Lâhikası ile birlikte, Eski Sadi dönemindeki, hayat-ı içtimaiye medresesinden ders aldığı Hutbe-i Şâmiye ve zeyilleri gibi siyasî dersleri, Yeni Said yerine vekil yapan Bediüzzaman Hazretleri, vatan, millet ve Kur’an maslahatına , dersleriyle, talebeleriyle ve bütün kuvvetiyle Demokratlara destek vermesiyle, Üçüncü Said kimliğini fiilen ve yaşayarak bizzat göstermiştir.
Bu itibarla, Risale-i Nur’un hakiki ve sâdık talebeleri, Bediüzzaman Hazretlerinin üç hayat devresini bir bütünlük içinde anlarlar ve özellikle “Üçüncü Said” farkını fark ederek benimser ve uygularlar.
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)

