Adem Aleyhisselam zamanından beri başlayan iman ve inkâr mücadelesi, İslâm dininin doğuşuyla en şiddetli şeklini almıştı. Mahiyetinden hiçbir şey kaybetmeyen bu kavga, yeri, şekli ve şahısları değişse de, kıyamete kadar özelliğini devam ettirecektir.
1877 yılında başlayan Osmanlı-Rus savaşıyla başlayan âhirzaman mevsiminde ise, bu iman ve inkâr mücadelesi çok daha acayip bir şekil almış, fen ve felsefeden gelen müthiş bir dalâletle kalpler tamamen yaralanmış ve imanlar tarihte emsali görülmedik bir şekilde sarsıntıya uğramıştır. Hem İslâmların içinden çıkan Süfyanî deccal, hem de âlem-i insaniyette zuhur eden büyük deccal komünizmin aldatmasıyla, fennin ve teknolojinin kullanılmasıyla, maddi ve manevi tahribat çok büyük ve geniş bir dünya coğrafyasında meydana gelmiş ve insanların âhiret saadetleriyle birlikte, dünya mutluluğunu dahi darmadağın etmiştir. Maneviyat cephesi boşaltılan insanlık, ruhen boşluk ve buhranlara düşürülmüştür.
Kelâm-ı Ezeliden gelen ve yaş ve kuru ne varsa içinde bulunduran ve vukua gelecek hadiselere ışık tutan Kur’an-ı Kerim, insanlık âleminin en dehşetli ve sıkıntılı devri olan âhirzamandan özellikle bahsetmiş, ebced ve cifir hesaplarıyla o hadiselerden tarihi ile haber vermiştir. O tarihî hadiselerin en mühimlerinden biri ve en önemlisi ve âhirzaman mevsiminin de başlangıcı olan 1877 Osmanlı-Rus harbidir.
Tevbe Sûresinin 32. ayetinde Cenab-ı Hak meâlen: “Onlar, Allah’ın nurunu üflemekle söndürmek isterler.Allah ise, nurunu tamamlamaktan başka bir şeye razı olmaz.-İsterse kâfirler hoşlanmasınlar.” ferman etmektedir.
Bu ayet-i kerimeyi ebced ve cifir hesaplarıyla tahlil eden Bediüzzaman Hazretleri şu tespiti yapmaktadır:”Eğer şeddeli mim dahi şeddeli lâm’lar gibi bir sayılsa, o vakit 1284 eder. O tarihte Avrupa kâfir zalimleri devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmeye niyet ederek, on üç sene sonra Rusları tahrik edip, Rus’un doksan üç muharebe-i meş’umesiyle âlem-i İslâm’ın parlak nuruna muvakkat bir bulut perde ettiler. Fakat bunda Risale-i Nur şakirtleri yerine, Mevlâna Hâlid’in (k.s.) şâkirtleri (talebeleri) o bulut zulûmâtını (karanlıkları) dağıttıklarından, bu ayet, bu cihette onların başlarına remzen parmak basıyor. Şimdi hatıra geldi ki; eğer şeddeli lâm’lar ve mim ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra zulûmâtı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi’nin şâkirtleri olabilir. Her ne ise… Bu nurlu ayetin çok nuranî nükteleri var. (Damla denize delâlet eder.) sırrıyla, kısa kestik.” (S. Tasdik-i Gaybî s. 93)
Evet, bir asır önce dünyaya gelseydiler, Kafkas kartalı Şeyh Şamil, Gazi Osman ve Gazi Ahmet Muhtar Paşalar ve emsalleri gibi savaşarak, Zulûmâtı dağıtması gereken Risale-i Nur Talebeleri; o tarihten yüz sene sonra, Rusya’nın temsil ettiği dinsiz bir cereyanın bu ülkede temsilciliğini yapan bir zihniyetle, kıran kırana bir mücadeleyi gerçekleştirdiler. Bu zihniyet için Bediüzzaman “Eğer Halk Partisi iktidara gelecek olursa, aynı partinin altında bu vatana komünist kuvveti hâkim olur.”diyordu.
İşte, bu gerçekten hareket eden Nur Talebeleri, doğudan batıya, kuzeyden güneye kadar ayağa kalkarak karış karış Anadolu’yu dolaştılar. Milleti irşad ve tenvir ettiler. Halk Partisinin iç yüzünü ortaya koydular ve “Matematiksel hesaplarla iktidara geliyoruz.” diyen bu partinin tek başına iktidara gelmesini engelleyerek büyük bir belâyı savuşturup, manevî karanlıkları dağıttılar. Bu hadise, anlayanlara çok şeyler ifade etti.
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci videoları)

