“Benim ümmetimin fesada uğradığı ve bozulduğu her yüz yılın başında, Cenab-ı Hak kemâl-i kereminden bir müceddit gönderecektir.” buyuran Peygamber Efendimizin (asm) müjdesine mazhar olarak, her asır başında bir müceddit gelmiş ve İslâm dininin aslından hiçbir şey değiştirmeden, mevcut din hakikatlerini o asrın anlayışına uygun bir tarzda izah ve ispat edip, Müslümanların mensubu olduğu dinlerine yeniden bağlanmalarını temin etmiştir.

Her başlangıcın elbette bir sonu olması gerektiğinden, Ömer bin Abdülaziz-i Emevî ile başlayan mücedditler silsilesi, âhirzaman müceddidi ve son müceddit ile tamamlanmış ve daha başka mücedditlere ihtiyaç kalmamıştır.

Âhirzaman Peygamberi olan Hazret-i Muhammed’den (asm) sonra, peygamberlik iddiasında bulunan yalancı peygamberler çıktığı gibi, âhirzaman müceddidinden sonra da bir kısım şahıslar bazı iddialarla ortaya çıkmıştır. Ancak, onların hiçbirinin hakikat noktasından hiçbir kıymeti olmamıştır.

“Çok emarelerle anlamışız ki, bu ulûm-u imaniyedeki (iman ilimlerindeki) fetva vazifesiyle tavzif edilmişiz (vazifelendirilmişiz).” “(Mektubat s. 413) diyen Bediüzzaman Hazretleri, otuz üç Kur’an ayetinin işâretine,  Hazret-i Ali (r.a.) ve Gavs-ı Âzam Şeyh Geylâni’nin (r.a.) müjdesine  ve daha pek çok büyük zatların gaybî ihbarlarına mazhar olması itibariyle âhirzamanın son mücedididir. Daha başka mücedditlerin gelmesine ihtiyaç kalmayacak bir tarzda, müteaddit sahalarda  vazifeler üstlenerek, vazifesini bihakkın yerine getirmiştir. “Âhirzamanın son müceddidi hem diyanet, hem siyaset, hem cihad, hem saltanat, hem daha pek çok dairelerde vazifeli olacaktır.” (Şualar s. 509) ifadeleri, bu gerçeği izah ve teyit etmektedir.

Bahsi geçen hakikatlere binaen, âhirzamanda muhtelif dairelerdeki her meselede söz sahibi Bediüzzaman Hazretleridir. Bundan dolayı, ona kulak vermek, dinlemek ve itaat etmek, bütün müminlere ve özellikle ona talebe olanlara bir vicdan borcudur. Aksi takdirde, sönük kafa fenerine güvenerek yola çıkanlar ve ona itibar etmeyenler, mutlaka bir yanlıştan diğer bir yanlışa düşecekler ve günü birlik rüzgârların önünde yapraklar gibi savrulmaktan kendilerini kurtaramayacaklardır.

Bediüzzaman Hazretlerinin sağlığında din üzerinde kurulan baskılardan dolayı, imtihanın çerçevesi iman, ibadet ve hizmete sadâkat şeklinde oluyordu. Altın mı yoksa bakır mı diye hizmet edenler üç-dört elekle eleniyordu. Elmaslar şişelerden, sıddık fedakârlar mütereddit sebatsızlardan, halis muhlisler benlik ve menfaatini bırakmayanlardan ayrılıyordu. Ancak onun vefatından sonra imtihanların şekli, genellikle içtimai olayları farklı değerlendirmek, farklı yorumlamak ve sonra farklı tercihlere yönelerek farklı gruplar oluşturmak tarzında göründü. İmanla ilgili meseleler değil, içtimai meselelerdeki farklı yaklaşımlar imtihan vesilesi oldu. (Devamı yarın)

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)