Lügat anlamı; doğru, gerçek, adalet ve doğruluğu sabit olan şey mânâsına gelen “Hak” kelimesi, aynı zamanda Allah için, adaletten ayrılmayan, adaletle iş gören ve herkesin hak ve hukukunu en mükemmel bir tarzda veren Cenab-ı Hak olarak ifade edilir.
Hakperest ise, doğruluktan ayrılmayan, gerçek olanı ve doğruluğu samimi olarak seven, hakka iman eden ve hak üzere amel eden anlamındadır. Aynı zamanda, din, İslâmiyet ve Kur’an anlamına geldiği de bilinen bir gerçektir.
Adalet, hak, gerçek ve doğruluğun en büyük numunesi ve temsilcisi, elbette âlemlere rahmet olarak gönderilen Kâinatın Efendisi Hazret-i Muhammed’dir (asm). Allah’ı tanıyıp iman ve ibadet etmek maksadıyla yaratılan insanların, hakkıyla Allah’a kulluk etmeleri ve aralarında adaletle hükmetmeleri için O her şeyini feda etti. Kelâm-ı Ezelî olan Kur’an-ı Kerim’in içinde var olan ve özellikle hukuka ait olan hükümleri adaletle uygulayıp yerine getirdi. Zengin ve asil bir aileye mensup olan Fatıma isimli kadının, hırsızlık yapmasından dolayı elinin kesilmemesi için ricacı olanlara “Vallahi, bu hırsızlığı kızım Fatıma dahi yapmış olsaydı yine elini keserdim. Geçmiş ümmetlerin helâk olmalarının sebebi, suçu fakirler işlediği zaman hemen cezasını vermeleri, şerefli olanlar işlediği zaman da cezayı terk etmeleriydi..” diyerek celâdet ve adaletle hüküm verdi.
Peygamber mesleğini takip eden ve onun yolundan giden bütün İslâm büyükleri de hak ve adaletten ayrılmadılar. İslâm mahkemelerinde halifeler bir Hristiyan ve Yahudi ile birlikte muhakeme oldular ve haklı olduğunu ispat edemeyen halifeler aleyhine hüküm verildi. Hazret-i Ömer’in (r.a.) bir Hristiyanla, Hazret-i Ali’nin (r.a.) bir Yahudi ile muhakeme olması buna şahittir. Kendi rızası dışında mermer sütunları üçer arşın kesen Rum mimarın elini kestiren Fatih Sultan Mehmet’in , hâkim Hızır Bey Çelebi tarafından kısas olarak elinin kesilmesine hükmedilmesi de, Osmanlı devletinde parlak bir örnektir. Zira hak, haktır, küçüğüne büyüğüne bakılmaz.
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci videoları)

