(Dünden devam)
Tanzimat ile sarsılmaya başlayan ve cumhuriyet dönemiyle birlikte, olabilecek bir depremin en son şiddetlisiyle gerçekleşen manevi bir zelzele ile; bin yıllık mazisi İslâm dinine hizmetle geçen asil bir ecdadın evlât ve torunlarının maneviyat dünyası yerle bir edildi. Fen ve felsefeden gelen dehşetli bir dalâlet ve dinsizlik kasırgası iman ve itikatları allak bullak etti. Kalpler yaralandı. Pozitivist ve materyalist akımlar, inanan bir toplumun belini doğrultamaz hâle getirdi.
Tek partili Halk Partisinin diktatörlük döneminde, camiler depo ve ahır olarak kullanıldı. Hiçbir İslâm ülkesinde olmayan bir şekilde Ezan-ı Muhammedî (asm) orijinali yerine zorla Türkçe okutuldu. Yeni yetişen nesiller iman ve Kur’an’dan bilerek soğutuldu. Devletin demir yumruğu, inançlarını yaşamak isteyenlerin başlarına bir balyoz gibi vuruldu. Allah demek, peygamber demek suç sayıldı. Din ve iman dâvâsı için çalışanlar hapishanelerde süründürüldü.
Böyle dehşetli ve hazin bir tablo karşısında, ne yapılabileceğinin manevi zemin etüdünü yapanların ve ülke gerçeklerini doğru okuyanların başında, büyük İslâm âlimi Bediüzzaman Hazretleri geliyor. “Bu memleket insanının kalp hastalığı zaaf-ı diyanettir.” diyerek, hastalığın temelini teşhis eden Bediüzzzaman Hazretleri, din adına siyaset yaparak netice alınamayacağını söylemiş ve bütün mesaisini, iman hakikatlerinin ispat ve izahına yoğunlaştırmıştır.
Ne siyasî yollarla ve ne de kadrolaşmak suretiyle devlet yönetimine din adına talip olmayan bir meslek ortaya koyan Bediüzzaman Hazretleri; sadece dinini samimi olarak yaşayan dindar bir toplumun meydana gelmesini hedeflemiş, böylece hem asayiş ve emniyetin, huzur ve güvenin kolayca temin edilerek dünya saadetini kazandırmayı, hem de fertlerin tahkiki bir imanın sonucu yaşanan İslâmî bir hayatla, ebedi bir saadet ve cennetin kazanılmasını gaye edinmiştir.
Fakat, kendi gaflet içindeki ve ahiretten habersiz yaşamayı tercih eden ve hem de milletin gerçeklerini göremeyen etkili ve yetkili çevreler onu bir türlü anlayamamış, hatta anlamamakta direnmişlerdir. Sürekli farklı maksatlar olduğu endişesi içinde olmuşlardır. Lâkin, hakikatler bir gün mutlaka ortaya çıkacak ve aydınlık günler doğacaktır. Zaten Bediüzzaman Hazretleri “Bir gün Risale-i Nur’un çok şaşaalı günleri gelecek fakat o günleri inşaallah ben görmeyeceğim.” diyormuş. İşte şimdi o günleri yaşıyoruz, elhamdülillah.
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)

