İnsanın mahiyetinde bulunan binlerce duygu, kabiliyet ve hislerin ana merkezi olan kalp, Samed olan Allah’ın parlak bir aynasıdır. Bir hadis-i kudside Cenab-ı Hak “Ben göklere ve yere sığmam fakat mümin kulumun kalbine sığarım.” (Keşfü’l Hafa 2: 165) buyurmuştur.
Fikirlerin aynası olan dimağ ile hislerin aynası olan vicdandan meydana gelen kalp, mahiyetimize yerleştirilen Rabbani bir lâtifedir. Vücudumuzun her tarafına kan pompalayan ve yürek de denilen maddi kalp, fiziki hayatımızın devamına sebep olup sekteye uğradığı zaman insan öldüğü gibi, manevi kalp de inkârla sekteye uğradığı zaman, o insan yaşayan bir ölüden farksız hale gelir.
Cenab-ı Hak, beynimizin sağ yarım küresini şefkat, merhamet ve muhabbet gibi yüzlerce hislerin, sol yarım küresini de akıl, mantık ve muhakeme gibi yine yüzlerce duyguların merkezi olarak yaratmıştır. İşte, hislerin ve fikirlerin ana merkezi olan bu manevi kalbi, Allah yalnız kendi zatını sevmemiz için yaratmıştır. Allah’tan başka sevilen şeyler o kalp için azap ve elemdir. Allah namına onun yarattıklarını sevmek ise ibadettir ve elemsiz bir muhabbettir. Önce Allah’ı sevip, sonra Onun hesabına mahlukatını sevmek en sağlam, en doğru ve en zararsız bir sevme tarzıdır. Allah sevgisini arttırmaya sebeptir. Önce mahlukatını sevip, onları Allah’ı sevmeye vasıta yapmak ise, o tür insanların dalâlete sapmasına sebep olur. Hristiyanların Hazret-i İsa’da (as), bir kısım Alevilerin Hazret-i Ali’de (r.a.) dalâlete düştüğü gibi.
Cenab-ı Hak insan kalbini sevmek üzerine yaratmış. Husumet ve nefret önce insan kalbini perişan eder, sonra da sosyal hayatın bütün dokularını harabeye çevirir. Bu hakikati en güzel bir tarzda tahlil eden Bediüzzaman Hazretleri “Muhabbete en lâyık şey muhabbettir ve husumete en lâyık sıfat husumettir. Yani, hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi temin eden ve saadete sevk eden muhabbet ve sevmek sıfatı, en ziyade sevilmeye ve muhabbete lâyıktır. Ve hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi zirüzeber eden düşmanlık ve adavet, her şeyden ziyade nefrete ve adavete ve ondan çekilmeye müstehak ve çirkin ve muzır bir sıfattır.” der. (Hutbe-i Şamiye s. 134)
Mümin olan kişi, elbette diğer mümin kardeşlerini Allah için sever ve sevmelidir. Zira, Sevgili Peygamberimiz (asm) “Sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de kâmil iman etmiş olmazsınız.” buyurmaktadır. Bu hakikate binaen Sahabe-i Kiram, birbirini seven müminler topluluğunun en başında gelenlerindendi. İçlerinden birisi bir vakit namaza gelemeyecek olsa, hemen ziyaretine gider ilgilenirlerdi.
Sahabe mesleğinin bir cilvesini, Risale-i Nur mesleğine taşıyan Bediüzzaman Hazretleri “Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur.” cümlesini, dâvâsına âdeta anahtar bir kelime yapmıştır. Muhabbeti yaşatmak, husumet ve adaveti içimizden kovmak için, çeşitli vesilelerle eserlerinde muhabbeti öne çıkarmıştır. “Bazen insanın gururu ve nefisperestliği, şuursuz olarak ehl-i imana karşı haksız olarak adavet eder, kendini haklı zanneder. Hâlbuki, bu husumetle ve adavetle, ehl-i imana karşı muhabbete vesile olan iman, İslâmiyet ve cinsiyet gibi kuvvetli esbabı (sebepleri) istihfaf etmektir, kıymetlerini tenzil etmektir (düşürmektir). Adavetin ehemmiyetsiz esbaplarını (sebeplerini), muhabbetin dağ gibi sebeplerine tercih etmek gibi bir divaneliktir.” der. (Hutbe-i Şamiye s. 136)
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci videoları)

