(Dünden devam)
1950 öncesi tek partili diktatörlük yıllarında siyaset ile alâkasını kesen Bediüzzaman Hazretleri “Mesleğimiz bizi siyasetten men ediyordu. Şimdi mecburiyetle bakmaya lüzum oldu. Gördük ki, Demokratlar bize, evvelki iki cereyana karşı yardımcı hükmünde olabilirler.” (2. Emirdağ Lâhikası s. 177) dediği zamana kadar, Yeni Said kimliğiyle hizmet eden Bediüzzaman, o tarihten sonra kendi tabiriyle üçüncü bir Said olarak görülüyordu.
Bahsi geçen hakikat, Şualar adındaki eserde şöyle ifade ediliyor: “Aziz, sıddık kardeşlerim! İki üç defadır ehemmiyetli bir hâlet-i ruhiye bana ârız oluyor. Aynı otuz sene evvel İstanbul’da beni Yuşa Dağına çıkarıp İstanbul’un, Dâr-ül Hikmetin câzibedar hayat-ı içtimaiyesini bıraktırıp, hatta İstanbul’da bulunan Nur’un birinci şakirdi ve kahramanı olan merhum Abdurrahman’ı dahi zaruri hizmetimi görmek için de yanıma almaya müsaade etmeyen ve Yeni Said mahiyetini gösteren acip inkilâbat-ı ruhinin bir misli, şimdi mukaddematı (ön belirtileri) bende başlamış. Üçüncü bir Said ve bütün bütün târik-i dünya olarak zuhuruna bir işaret tahmin ediyorum. Demek Nurlar ve kahraman şakirtleri benim vazifelerimi yapacaklar, daha bana hiç ihtiyaç kalmamış. Zaten Nur’un her bir cam’i cüz’ü ve sarsılmayan halis şakirtlerinin her birisi, benden daha mükemmel ders verir.” (Şualar s. 446)
Bu hakikat, Tarihçe-i Hayat eserinde de desteleniyor: “1950 den itibaren, Afyon hapsinden sonra Üstad -kendi tabirince- bir nevi ÜÇÜNCÜ SAİD olarak görünüyordu. Çünkü, bundan sonra hizmet-i Nuriye başka safhalarda tezahür edecekti; külli bir inkişaf olacaktı.” (Tarihçe-i hayat s. 537) Bediüzzaman Hazretlerinin tashihinden geçen Tarihçe-i Hayattaki ifade de, ÜÇÜNCÜ SAİD dönemine işaret ediyordu.
Acaba, Bediüzzaman Hazretlerini böyle bir döneme geçmesine sevk eden hakikat neydi? Yine kendi ifadelerinden takip edelim: “Makam-ı iddianın asılsız isnad ettiği suçlar, siz de bilirsiniz ki yok, beni cezalandırmaz. Fakat, beni mânen cezalandıracak vazife-i hakikiyeye karşı büyük kusurlarım var. Eğer sormak münasipse sorunuz, cevap vereyim. Evet, büyük kusurlarımdan bir tek suçum, vatan ve millet ve din nâmına mükellef olduğum büyük bir vazifeyi, dünyaya bakmadığım için yapmadığımdan, hakikat noktasında affolunmaz bir suç olduğuna ve bilmemek bana bir özür teşkil etmediğine şimdi bu Afyon hapsinde kanaatim geldi.” (Tarihçe-i Hayat s. 496)
Evet, son müceddit olması itibariyle, Mehdiyet vazifesini üstlenerek hem diyanet, hem siyaset, hem cihad, hem saltanat, hem daha pek çok dairelerde vazifeli olan Bediüzzaman Hazretleri; Üçüncü Said döneminde ne Eski Said gibi aktif siyasetin içinde, ne de Yeni Said gibi bütünüyle dışında değildi. Eski ve Yeni Said’in mezcinden meydana gelen mütekâmil bir tarz olarak iman hakikatlerine hizmet etmekle beraber, içtimai ve siyaset âlemine de yol gösteriyordu. Bundan dolayı, haklı taraf olarak vasıflandırdığı Demokratlara yardımcı, dost ve nokta-i istinat olan Bediüzzaman’ı, diğer ehl-i iman anlayamadığı gibi, bir kısım talebeleri de anlamakta zorluk çektiler.
Hakikat noktasında affolunmaz bir suç kabul ettiği siyaset âlemindeki vazifesini, Üçüncü Said kimliğinin gereği olarak icra eden Bediüzzzaman Hazretlerini, herkes anlayamasa da, Risale-i Nur’un hakiki ve sâdık talebeleri anlamak durumundadır.
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)

