1400 sene önce, âhirzamanda Peygamber Efendimiz (asm) tarafından geleceği haber verilen ve o zamandaki fitne ateşlerini  söndüreceği müjdelenen maneviyat sultanı olan Bediüzzaman Hazretleri, uzun ve bereketli ömrünün yarısından sonra, dinden hoşlanmayan bir kısım devlet yöneticileri tarafından sürgün edilerek Barla nahiyesine gönderilmişti.

1950 öncesinin çetin ve çok zor şartlarında, kuş uçmaz kervan geçmez, dağlar arasında sıkışıp kalmış bir köy olan Barla’ya, yolu olmadığı için Eğirdir ilçesinden kayıkla karşı sahile geçirilen Koca Sultan, aslında millete unutturulmak ve ruhundan kaynayan İslâm dinine hizmet ateşi söndürülmek isteniyordu. Bunun için bu köye sürgün edilmişti. Her hâli ve her hareketi takip ettiriliyor, kimseyle görüşmesine izin verilmiyordu. Köy ahalisi ona yaklaşmaktan korkuyor, selâm verenler karakolda bayılıncaya kadar dövülüyordu.

Kelimelerle tarifi mümkün olmayan bütün olumsuz şartlara rağmen boyun eğmeyen ve ehl-i dünyaya taviz vermeyen bu Koca Sultan, nasıl bir vazife ile muvazzaf olduğunun farkındaydı. Barla köyünün en eski ve en haşmetli ağacı olan Ulu Çınara bitişik olan evde oturmaya mecbur edilmişti. Yalnızdı, kimsesizdi ve garipti.

Bir gün kırdan dönerken yağmura yakalanmış, çamurlu köy yollarında yürürken, ayağındaki lâstik ayakkabı çıkınca onu eline almış, bir ayağında lâstik ayakkabı, diğer ayağında yün çorabıyla, Yokuş Başı mescidinden evine doru giderken, Süleyman adındaki bir köylü dayanamamış, her türlü tehlikeyi göze alarak yardımına koşmuştu. Daha sonra, Risale-i Nur eserlerinde Sıddık Süleyman nâmını alan bu muhterem insan, sekiz sene hiç gücendirmeden bu maneviyat sultanına hizmet edecekti.

Barla köyünde bir ışık yanmıştı. O günlerin manevi zifiri karanlık Türkiye’sinde bu ışık, bir ümit ışığıydı. Zamanla bu parlak Nur’un etrafında Sıddık Süleyman gibi, Şamlı Hafız Tevfik, Hafız Halit, Hafız Ali, Hoca Sabri, Hulusi Bey, Bekir Bey, Refet Bey, Nur Fabrikası, Gül Fabrikası, Mübarekler Heyeti gibi bahadır ve kahraman insanlar toplanacak, bir avuç fedailer kadrosunun o günün zor şartlarında ortaya koyduğu iman hizmeti, zamanla dünyanın dört bir yanında yankılanacaktı. Amerika’dan, Avrupa’dan, Asya’dan, Afrika’dan, hatta Avustralya’dan ses getirecekti. Ve dinsizlik cereyanlarına öyle bir tokat vuracaktı ki, sesi tâ Çin’den duyulacaktı.

Ufukların karardığı, şevklerin kırıldığı ve ümitlerin söndüğü o dehşetli yıllarda Bediüzzaman Hazretleri diyordu ki: “Merak etmeyin kardeşlerim!  O Nurlar parlayacaklar. Bir zaman gelecek, ben bu Risaleleri bütün dünyaya okutturacağım. Benim bu menzillerim ziyaretgâh olacak. Ben bu menzillerimi Yıldız Sarayına değişmem.”

Hey Koca Sultan! Hey Koca Bediüzzaman! Sen bunları söylediğin yıllarda, o bir avuç talebelerin kim bilir ne kadar hayret ediyordu. Belki seni hayal görüyor diye düşünenler bile vardı. Fakat biz bu gün, senin o günlerde söylediklerinin gerçek olduğunu bizzat görüyoruz. Kim bilir daha nice güzelliklere şahit olacağız. (Devamı yarın)

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) 8YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)