(Dünden devam)
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri büyük bir ejderha ile boğuşuyordu. Onun ayrı bir ordusu, topu, tüfeği yoktu. Ve öyle şeylere itibar da etmiyordu. Zira, dahildeki cihad maddi değil, manevi ve ilmi idi. Bütün sermayesi Allah’ın yardımı ve kalemiydi. Ortaya koyduğu Kur’an ve iman hakikatleri inkârcılığın belini kırıyor, dinsizliğin temellerini manevi atom bombası gibi paramparça ediyordu. Milletin ve gençliğin imanlarını kuvvetlendiriyor ve dinini samimi olarak yaşayan yeni nesiller yetiştiriyordu.
Bu hizmetlerinden rahatsız olan en tepedekiler ve ortakları, onu sürgünden sürgüne, mahkemeden mahkemeye, zindandan zindana sevk ediyor fakat bu kahraman adamı ve İslâm’ın yılmaz ve yıkılmaz bekçisini yolundan döndürmeye muvaffak olamıyorlardı. Bediüzzaman, kendisini yirmi bir defa zehirleyenlere ve hayatına kast edenlere meydan okuyordu.
“Beni öldürdükten sonra yaşayamayacaksınız. Kahhar bir el ile bu fâni cennetinizden ve mahbubunuz olan dünyadan tard edilip, ebedi zulümata (karanlıklara) çabuk atılacaksınız. Arkamdan pek çabuk sizin Nemrutlaşmış reisleriniz gebertilecek ve yanıma gönderilecekler. Ben de huzur-u İlâhide yakalarını tutup, adalet-i İlâhiye onları Esfel-i Safiline (cehennemin en dibine) atmakla intikamımı alacağım. Ey din ve âhiretini dünyaya satan bedbahtlar! Yaşamanızı isterseniz, bana ilişmeyiniz; ilişseniz, intikamım muzaaf bir surette sizden alınacağını biliniz, titreyiniz! Ben rahmet-i İlâhiyeden ümit ederim ki, mevtim, hayatımdan ziyade dine hizmet edecek ve ölümüm başınızda bomba gibi patlayıp, başınızı dağıtacak. Cesaretiniz varsa, ilişiniz. yapacağınız varsa, göreceğiniz de var!” (Şualar s. 375) diyordu. (Devamı yarın)
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci videoları) (YouTube-Sami Cebeci ile canlı Risale-i Nur dersleri)

