Devletlerin ve milletlerin önlerine koydukları bir takım hedefleri ve yüksek idealleri vardır ve olmalıdır. Zira, gayesi olmayan fertlerin başarısı olmadığı gibi, cemiyet ve devletler de öyledir.
Osmanlının dağılıp tarih sahnesinden çekilmesinden sonra ortaya çıkan ve ondan miras kalan topraklar üzerinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti, gelişmiş muasır milletler seviyesine çıkmayı önüne hedef olarak koymuştur.
Ancak, onu kuranlar tarafından bu hedefe ulaşılması, dini terk etmek esasına dayandırıldığı ve laikliği dinden uzaklaşmak ve dindarları ezmek vasıtası olarak tatbik edildiği için, o hedefe hâlâ ulaşabilmiş değiliz.
Medeni milletler kendi inanç, örf, âdet ve geleneklerini terk etmeden geliştikleri ve sanayi devrimini gerçekleştirip, bilgi toplumuna geçiş yaptıkları halde, bizim hâlâ belli noktalarda kalmamızın temel sebepleri gözden geçirilmelidir. Japonlarla aynı zamanda gelişmeye başladığımız bilinirken, onlara göre neden geri kaldığımız tespit edilmelidir.
Bu hususta Bediüzzaman Hazretleri “Kesb-i medeniyette Japonlara iktida bize lâzımdır. Zira, onlar Avrupa’nın ilmini, fennini aldılar; her milleti mâye-i bekası olan kendi örf ve âdetlerini bırakmadılar.”değerlendirmeni yapan Üstada kulak verilse ve kendi milli ve manevi değerlerimiz terk edilmeden medenileşmeye çalışılsaydı, bu gün her halde çok daha farklı bir yerde olurduk.
Bizim dinimiz, mensuplarını geri bırakan değil, bilâkis ilerlemesine vesile olan bir dindir. “İnsan için kendi kazandığından başka yoktur. Kazanan, Allah’ın sevgilisidir. İnsanların en hayırlısı, insanlara en çok faydası dokunandır. İki günü birbirine eşit olan ziyandadır. Hiç ölmeyecek gibi dünya için, hemen ölüverecekmiş gibi de âhiret için çalışın.” gibi daha nice ayet ve hadisler vardır ki, Müslümanları hep çalışmaya teşvik eder. Bir lokma bir hırka felsefesini telkin etmez.
Bir Japon başkumandanı demiş “Tarih şahittir ki, Müslümanlar ne zaman dinlerine bağlı kalmışlarsa, o nispette maddi ve manevi yükselmişler; ne zaman ellerini dinlerinden gevşetmişlerse, o nispette gerilemişlerdir.”
Evet, Avrupa Orta Çağ karanlığında boğulurken, Endülüs, Selçuklu ve Osmanlı devletleri altın çağını yaşıyorlardı. Ne zaman ki, dinimize sırtımızı döndük, belâmızı bulduk. Çâre, yine İslâm’a dönmek ve ondan özür dilemektir. Temel hak ve hürriyetlerin esas alındığı, içi ileri demokrasinin değerleriyle doldurulmuş dindar bir cumhuriyet, hür ve demokrat bir Türkiye ana hedefimiz olmalıdır.
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci videoları)

