İstikbalden gelip hazır zamana uğrayarak maziye dökülen ve yine istikbale dönüşen zaman nehri içinde hayata gözlerini açan ve canlılar dünyasının en şerefli varlıkları olan insanlar, bir kervan gibi dünya misafirhanesine uğrayıp geçici bir hayata mazhar olduktan sonra, yine bir kervan gibi ölümle başka bir âleme doğru yolculuklarına devam ediyorlar.

İradesi dışında geldiği bu dünyada, iradesi dahilinde severek yaşadığı hayat içinde insanın en çok korktuğu şey ölüm gerçeğidir. Her şeyden daha fazla değer verdiği ruhunu kaybetme endişesinin verdiği acı ve elemleri tarif etmek kesinlikle mümkün değildir. Özellikle, ebedi bir hayat ve âhiret âlemine olan inanç yoksa, bu durum cehennem azabından daha beter bir acı ve elemdir.

Hayatı sadece bu dünya hayatından ibaret zanneden ve ölümle her şeyin biteceğini ve sonsuza kadar yok olup gideceğini hayal eden imandan mahrum insanlar, sonu hiçlikle bitecek bir hayatın ızdırap ve elemlerini hissetmemek için, başlarını devekuşu gibi gaflet ve eğlence kumuna sokmaları ve akıllarını uyuşturarak geçici bir rahatlama sağlamaları, ancak şeytanca bir avunma ve kendilerini aldatmadan ibarettir.

Sonsuza kadar ebedi bir hayat yaşamayı aşk derecesinde arzu eden fakat fânilik damgası yüzünden ölümle hayatı kesintiye uğrayan insanoğluna, özellikle iman edenlere binden fazla ayet-i kerime ile bâki ve ebedi hayatı ve daimi bir cenneti müjdeleyen Kur’an-ı Kerim, insanların en çok korktuğu ölüm gerçeğini de güzelleştirmiş ve o karanlık perde arkasındaki nurânî hakikatleri ders vermiştir.

Bahsi geçen hakikatleri fevkalâde beliğ bir üslup ile izah ve ispat eden Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, hayata nazaran ürkütücü olan ölümü âdeta sevdirmiştir. Meselâ; “En evvel, herkesi korkutan, en korkunç tevehhüm edilen ölümün yüzüne baktım, nûr- u Kur’an ile gördüm ki, ölümün peçesi gerçi karanlık, siyah, çirkin ise de, fakat mümin için asıl siması nurânîdir, güzeldir, gördüm. Ve çok risalelerde bu hakikati kat’i bir surette ispat etmişiz. Sekizinci Söz ve Yirminci Mektup gibi çok risalelerde izah ettiğimiz gibi, ölüm, idam değil, firak değil, belki bir hayat-ı bâkiyenin mukaddemesidir, mebdeidir. Ve vazife-i hayat külfetinden bir paydostur, bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Berzah âlemine göçmüş kafile-i ahbaba kavuşmaktır. Ve hâkezâ, bunlar gibi hakikatler ile ölümün hakiki  güzel simasını gördüm. Korkarak değil, belki bir cihetle  müştakâne mevtin (ölümün) yüzüne baktım. Ehl-i tarikatça rabıta-i mevtin bir sırrını anladım” (Lem’alar s. 232) (Devamı yarın)

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)