Hayatı boyunca korku nedir bilmeyen, imandan gelen bir güçle feleğe meydan okuyan, sıkı yönetim mahkemesinde Hurşit Paşanın tehditlerine boyun eğmeyen, Rusya’da esarette iken kumandana ayağa kalkmayan,, işgal altındaki İstanbul’da İngiliz kumandanına gazete lisanıyla en ağır ifadelerde bulunarak milletin izzetini koruyan, M. Kemal’in tahakkümüne karşı pervasızca mukabele eden Bediüzzaman; Risale-i Nur’un telif edildiği Yeni Said döneminde ise müspet hareketi esas almış ve uzun zamanlar boyunca bir tek talebesinin bile burnu kanamadan, iman hizmetini gerçekleştirmeye muvaffak olmuştur.

“Müspet hareket atom bombası gibi tesirlidir.” diyen Üstad Hazretleri, vasiyeti hükmündeki son dersinde de müspet hareketi mesleğinin en temel bir prensibi olarak adeta emir şeklinde izah etmiştir: “Bizim vazifemiz müspet hareket etmektir. Menfi hareket değildir. Rıza-yı İlâhiye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır. Bizler asayişi muhafazayı netice veren müspet iman hizmeti içinde her bir sıkıntıya karşı sabır ve şükürle mükellefiz.” (Emirdağ Lâhikası s. 870)

Bahsi geçen bu en temel hizmet düsturuna binaen, cumhuriyet tarihi boyunca ve hatta vefat edene kadar her türlü sıkıntı, baskı ve işkencelere rağmen müspet hareketten vazgeçmeyen Bediüzzaman, Nur Talebelerinden de aynı hareket tarzını istemiştir.  Bundan dolayıdır ki, Nur Talebeleri hiçbir menfi olaya karışmamış ve her zaman emniyet ve asayiş, huzur ve güvenin temini tarafında olmuştur. Darbelere gerekçe yapılan ve derin mahfiller tarafından organize edilen sağ-sol çatışmalarında ve her türlü anarşi, kargaşa ve kaos ortamlarının hiç birisinde Nur Talebeleri bulunmamıştır. Pasif olmakla itham edildikleri halde, onlar hep müspet iman hizmetini esas almışlardır.

Bediüzzaman müspet hareket çerçevesinde hiç kimseyi ötekileştirmemiş, dışlamamış ve hep olumlu yaklaşmayı tercih etmiştir. Alevilerin, Ehl-i Sünnet haricinde olanları için de: “”Alevi ve Şiilerin müfritleri ise, değil Peygamberimiz (asm) aleyhinde, belik Âl-i Beytin muhabbetinden, ifratkârâne muhabbet besliyorlar. Münafıkların tefritlerine mukabil, bunlar ifrat ediyorlar. Hadd-i şeriattan çıktıkları vakit, münafık değil, fâsık oluyorlar, zındıkaya girmiyorlar. Hazret-i Ali (r.a.), yirmi sene hürmet ettiği ve onlara şeyhülislâm mertebesinde onların hükmünü kabul ettiği Hz. Ebubekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.), Hz. Osman’a (r.a.)ilişmeseler, Hz. Ali (r.a.) o üç halifeye hürmet ettiği gibi onlar da hürmet etseler, farz namazını kılsalar, yeter.” (Emirdağ Lâhikası s. 149) demiştir.

1952 yılında iki üniversiteli talebesiyle ziyaret ettiği Fener Ortodoks Rum Patriği Athenagoros’a “Allah’ı bir olarak tasdik etseniz, bizim Hz. İsa’yı (as) Allah’ın kulu ve resulü olarak kabul ettiğimiz gibi, siz de Hazret-i Muhammed’i (asm) peygamber olarak kabul etseniz , ehl-i necat olacaksınız.” sözleriyle, müspet hareket çerçevesinde Hristiyanları da kucaklayıcı bir yaklaşım içinde olduğunu görüyoruz. Zaten bu teklif de “De ki: Ey ehl-i kitap! Sizin ile bizim aramızda müsavi olan bir kelimeye gelin.” ayetindeki davetin bir neticesidir. Evet, müspet hareket hayatın her alanını kuşatan ve her müşkülün anahtarı olan bir hayat tarzıdır.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)