Hayat

KUTB-U ÂZAMDAN DA İTİRAZ GELSE…

Hayatı ve cihanı sarsan dehşetli hadiseler içerisinde parlak bir güneş gibi doğan, İslâm ümmetini gaflet ve dalâlet girdabından kurtarmak ve muhafaza etmek gayesiyle Bediüzzaman tarafından ortaya konan, âhirzamanda en büyük bir iman dâvâsı olarak meydana çıkan Risale-i Nur hareketinin, kendisine has bir metodu ve hizmet usulü vardır.

Bütün cereyanlar üstünde müstakil bir iman cereyanı olarak görülen bu hareket, hiçbir şeye âlet ve tâbi edilmeden, kendi kaideleri içinde istiklâlini koruyarak; bütünüyle ihlâs, sebat, sadâkat, metanet, tevazu, mahviyet, terk-i enâniyet, fenafi’l-ihvan ve sair esaslar üzerine inşa edilmiştir.

Bediüzzaman’ın tabiriyle, Risale-i Nur’un hakiki ve sâdık şakirtleri, mensubu olduğu Nur mesleğinin; diyanet, siyaset, cihad, saltanat ve daha pek çok dairelerle alâkadar esas ve prensiplere bağlı kalarak hizmet etmeyi, hayatlarının en vazgeçilmez kuralları sayarlar.

Kitaba dayanmayan hiç bir şeye itibar etmezler. Merhum Zübeyir Ağabey gibi “Satırdan konuş kardeşim, sadırdan değil!”derler. “Bana göre, benim mantığıma göre veya Allah bana feraset vermiştir.”diye söze başlayıp, bir takım meziyetlerine dayanarak, mesleğe ters düşen beyan ve tavırlar sergileyenlere, özellikleri ne olursa olsun, hürmette kusur etmeden fikren iştirak etmezler ve peşlerine düşmezler.

Zira, âhirzaman müceddidi olan Bediüzzaman’dan şu önemli dersi almışlardır: “Risale-i Nur’un şahs-ı manevisi ve o şahs-ı maneviyi temsil eden has şakirtlerin şahs-ı manevisi, Ferit makamına mazhar oldukları için, değil hususi bir memleketin kutbu, belki – ekseriyet-i mutlaka ile- Hicaz’da bulunan Kutb-u Âzamın tasarrufundan hâriç olduğunu ve onun hükmü altına girmeye mecbur değil. Her zamanda bulunan iki imam gibi, onu tanımaya mecbur olmuyor. Ben, eskide, Risale-i Nur’un şahs-ı manevisini, o imamlardan birisini zannediyordum. Şimdi anlıyorum ki, Gavsı Âzamda, kutbiyet ve gavsiyetle beraber, ferdiyet dahi bulunduğundan, âhirzamanda, şakirtlerinin bağlandığı Risale-i Nur, o ferdiyet makamının mazharıdır. Bu gizlenmeye lâyık olan bu sırr-ı azime binâen, Mekke-i Mükerreme’de -farz-ı muhal olarak- Risale-i Nur’un aleyhine bir itiraz Kutb-u âzamdan dahi gelse; Risale-i Nur’un şakirtleri sarsılmayıp, o mübarek Kutb-u Âzamın itirazını iltifat ve selâm suretinde telâkki edip, teveccühünü de kazanmak için, medar-ı itiraz noktaları o büyük üstatlarına karşı izah etmek, ellerini öpmektir.

Evet kardeşlerim; bu zamanda öyle dehşetli cereyanlar ve hayatı ve cihanı sarsacak hâdiseler içinde hadsiz bir metanet ve itidal-i dem ve nihayetsiz bir fedakârlık taşımak gerektir.” ( Kastamonu Lâhikası) Bu izahlar üzerine başka bir ilâve söz kalmadığı görülmektedir.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)

Yorum Yap