Her cihetle ümmetine rehber ve örnek olan Sevgili Peygamberimiz (asm), Cenab-ı Haktan aldığı vahiy ve Risalet çizgisinde emsalsiz bir sebat ve metanet göstermiştir.
Yaşadığı zamanın büyük devletleri ve dinleri, hatta kavim ve kabilesi bile ona düşman ve muarız oldukları ve onu yolundan ve dâvâsından vazgeçirmek için her türlü cazip teklif ve dehşetli tehditlere muhatap etikleri halde, onu inandığı dâvâsından ve yolundan bir adım bile geri döndüremediler. Çünkü, tamamen inanmış, kalben tatmin olmuş ve eşsiz bir imana sahipti.
İslâm tarihi boyunca hak bir dâvâya gönül verenler ve inanmış bir topluluğa rehberlik edenler hep Allah Resulünü (asm) örnek ve onun tebliğ ve dâvette gösterdiği metanet ve sebatından feyiz aldı. Zorluk ve meşakkatlere düştükleri zaman hep onu hatırladılar ve maruz kaldıkları eza ve cefalara karşı sabırla karşıladılar.
İman ve inkâr mücadelesinin had safhaya ulaştığı âhirzaman şartlarında, iman hakikatlerini tebliğ ve temsil mevkiindeki Bediüzzaman Hazretleri de o rehberlerden biriydi ve en önemlisiydi. Bütün peygamberlerin, evliyalar ve âlimlerin dâvâsı olan, başta tevhid olarak diğer iman esaslarının ispat ve izahına hayatını vakfetmişti. Bu uğurda görmediği eza ve çekmediği cefa kalmamıştı. Bütün ömrü harp meydanlarında, esaret zindanlarına veya memleket mahkemelerinde geçmişti. “Bu milletin iman selâmeti yolunda bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur’an’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa cenneti de istemem, orası da bana zindan olur. Eğer, milletimin imanını selâmette görürsem, cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü, vücudum yanarken gönlüm gül gülistan olur.” diyordu.
Bütün ömrü tavizsiz bir istikrar ve sebat çizgisi üzerindeydi. Değişmeyen bir hedefi vardı. O da, Allah’ın rızası dairesinde imana ve Kur’an’a hizmet etmekti. Risale-i Nur ile tehlikede olan müminlerin imanını kuvvetlendirip muhafaza etmekti. Bütün zerreleri ve duygularıyla ona kilitlenmişti. Bu yolda başına gelen her türlü olumsuz şeyler onu hiçbir şekilde etkileyemiyor ve yolundan döndüremiyordu.
Bediüzzaman Hazretlerinin üç devreye ayırdığı hayat dönemleri, birbirini tamamlayan bir bütünün parçaları durumundaydı. O, değişmeyen hedefine sebatla devam ederken, değişen yeni şartlara göre yeni tavırlar belirliyordu. Yani, halin icabına uygun hareket ediyordu. Eski Said dediği hayat döneminde siyaset yoluyla dine hizmet hissi taşıyıp, siyasetin gücüyle İslâm dinini yüceltmeye çalışırken, Yeni Said olarak tanımladığı dönemindeki olumsuz şartlar altında siyaset âleminden tamamen ilgisini kesip, doğrudan doğruya iman hakikatlerinin ispatı ile meşgul oluyordu. Çünkü, tek partili diktatörlük yıllarında devlet gücüyle din ve dindarlar yok edilmeye çalışılıyordu.
1950 yılında çok partili demokrasi dönemine geçildiği zaman, Eski ve Yeni Said dönemlerinin mezcinden meydana gelen ve kendi tabirince Üçüncü Said dediği bir kimlikle ortaya çıkıyor ve Demokrat Parti mensuplarını dine hizmet ettirmeye çalışıyor ve büyük ölçüde de muvaffak oluyordu. (Devamı yarın)
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)

