(Dünden devam)
Bediüzzaman Hazretleri, vefatından sonra tıpkı hayatta olduğu gibi manevi tasarrufu devam eden dört büyük şahsiyetten birisidir. Bunlar da: 1- Abdülkadir-i Geylânî (r.a.). 2- Hayati-i Harranî (r.a.). 3- Maruf-u Kerhî (r.a.). 4- Bediüzzaman Said Nursî (r.a.)
Manevî tasarrufun hak ve doğru olduğunu teyit bakımından, Bediüzzaman Hazretleri şu ilginç hadiseyi nakletmektedir: “Hazret-i Mevlâna Bağdadî (k.s.) Hindistan’dan tarik-i Nakşi’yi getirdiği vakit, Bağdat dairesi, Şah-ı Geylâni’nin ba’del memat (ölümünden sonra), hayatta olduğu gibi, tasarrufunda idi. Hazret-i Melâna’nın (k.s.) mânen tasarrufu cay-ı kabul göremedi. Şah-ı Nakşibet’le (k.s.) İmam-ı Rabbanî’nin (k.s.) ruhâniyetleri Bağdat’a gelip Şah-ı Geylâni’yi ziyaret ederek rica etmişler ki: “‘Mevlâna Halid k.s.) senin evlâdındır kabul et.’ Şah-ı Geylâni (k.s) onların iltimaslarını kabul ederek, Mevlâna Halid’i kabul etmiş. Ondan sonra Mevlâna Halid (k.s.) birden parlamış. Bu vâkıa ehl-i keşifçe vâkî ve meşhud olmuştur. O hadise-i rûhâniyeyi o zaman ehl-i velâyetin bir kısmı müşahede etmiş, bâzısı da rüya ile görmüşler.” (S. Tasdik-i Gaybî s. 17)
Evet, bu zamanın ehl-i dünyasının aklına sığmasa bile, inanan müminler nazarında gayet akla uygun ve münasip olan böyle rûhânî olaylar gösteriyor ki, vefatından sonra da tıpkı hayattaki gibi mânevi tasarruf, bazı özel şahıslar için geçerli ve inkârı mümkün olmayan bir hakikattir. İşte Bediüzzaman Hazretleri o seçkin şahsiyetlerin en sonda gelenidir. Ve mânevi tasarrufu kıyamete kadar devam edecektir.
Zaten, kendini bilen bir kısım hakiki şeyhlerin, kendinden sonra vekil bırakmaması bahsi geçen hakikatin bir göstergesidir. Çünkü, Risale-i Nur dairesi, on iki hak tarikatın özetini içine almakta ve bütün İslâmî cereyanları kucaklamaktadır. Bu hakikati Bediüzzaman Hazretleri şöyle açıklamaktadır: “Şimdiye kadar ben yalnız iman hakikatlerini düşünüp ‘Tarikat zamanı değil, bid’alar mâni oluyor.” dedim. Fakat, şimdi Sünnet-i Peygamberî dairesinde bütün on iki tarikatın hülâsası olan ve tariklerin en büyüğü bulunan Risale-i Nur dairesi içine her tarikat ehli, kendi tarikatı dairesi gibi görüp girmek lâzım ve elzem olduğunu bu zaman gösterdi. Hem ehl-i tarikatın en günahkârı dahi çabuk dinsizliğe giremiyor, kalbi mağlup olamıyor. Onun için, onlar tam sarsılmaz, hakiki Nurcu olabilirler. Yalnız mümkün olduğu kadar bid’atlara ve takvayı kıran büyük günahlara girmemek gerektir.” (Emirdağ Lâhikası s. 297) Evet, İslâm dini adına mânevi tasarruf Bediüzzaman’a aittir. Her kim olursa olsun, onun telif ettiği Kur’an tefsirlerinden büyük ölçüde istifade etmelidir.
Risale-i Nur dairesi, iç içe daireler gibidir. Bütün müminlere o dairede bir yer vardır. Risale-i Nur mesleği ve sâdık Nur Talebeliği ise, başlı başına ayrı bir meseledir. Fakat, sâdık Nur Talebeliğine talip olmak ve onda terakki etmek, çok büyük ve farklı bir nimettir.
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)

