siyaset

İSLÂMÎ DEMOKRASİ-1

İslâm dininin ön gördüğü ve insanlık tarihinin ve beşeri yönetimlerin hâlâ erişemediği Asr-ı Saadetteki yönetim modeli, ahlâki değerler ve dînî motiflerle zenginleştirilmiş; hürriyet, adalet, meşveret ve hukukun üstünlüğünden medet alan kanun hâkimiyetidir.

Bu itibarla, İslâm’ın ortaya koyduğu temel karakterlerle büyük çapta uygunluk arz eden demokrasi kavramı, cumhuriyet idaresinin içini doldurabilecek üstün vasıflardır. Demokrasisi olmayan bir cumhuriyet, mutlak bir baskı rejiminden başka bir şey değildir. Elli yıl bu ülkeye hizmet eden, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapmış bir devlet adamının ifade ettiği gibi “Demokrasi bir hayat tarzıdır. O hayat tarzını yaşatacak bir devlet sistemidir. Devlet için var olan bir sistem değil, bir hayat tarzını gerçekleştirmek için, devleti teşkilatlandırma işidir.

Demokrasilerde kişi, kimsenin kulu kölesi değildir. Fatiha Suresindeki “Allah’tan başkasına kul olmamak ve Ondan başkasından yardım dilememek.” bu mânâyı en iyi şekilde tarif eder. Peygamber Efendimize gönderilen yüce İslâm dininde ve bütün insanlığa getirilen o İlâhi mesajda adalet, eşitlik, hürriyet ve hukukun üstünlüğüne dayalı kanun hâkimiyeti müesseseleşmiştir. Emirler- nehiyler, doğrular-yanlışlar, haramlar-helâller tamamıyla açıklanmış ve oradan da insanı mahlukatın en şereflisi yapan yüce bir ahlâk doğmuştur.

Asırlarca süren bir hak ve hukuk mücadelesinden sonra, insanlığın ulaştığı İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile, Hazret-i Peygamberin (asm) Veda Hutbesi arasında büyük bir benzerlik vardır. Oradaki hak ve hukuk anlayışına bu gün dahi erşilebilmiş değildir. O hutbesinde “Benden kimin alacağı varsa, işte malım gelsin alsın. Kimin sırtına vurmuşsam, işte sırtım gelsin vursun.”demiştir. İnsan hakları açısından ve tam adalet noktasından bundan daha veciz bir söz söylenmemiştir. Bin dörtyüz senelik insanlık tarihinde, böylesine bir hak ve adalet anlayışına ne İslâm dünyasında ve ne de Batı toplumlarında emsal görülmemiştir. Uzun tecrübeler sonucu insanlığın ulaştığı demokrasi, insan hak ve hürriyetleri, hâlâ Asr-ı Saadette ortaya konan hak, hürriyet, eşitlik ve adalet anlayışına ulaşamamıştır.

Bununla beraber, ulaşılan bu günkü hak ve hürriyetleri ve demokrasi olarak tarif edilen değerler manzumesini küçümsememek lazımdır. İnsanlık deneme- yanılma yoluyla, Cenab-ı Hakkın Asr-ı Saadette sahabelerle yaşattığı gerçek demokrasi kavramına hızla yaklaşıyor. Zira, mânâ itibariyle hakiki demokrasi, örnek olarak orada görülüyor. Demokrasi, her kesin istediği işi tutabilmesi, istediği yere gidebilmesi, istediği sözü söyleyebilmesi, istediği inanca sahip olabilmesi, istediği şekilde ibadet edebilmesi, maddi ve manevi cepheleriyle hür olabilmesi, hak arama yollarının sonuna kadar açık olması ve tam bir emniyet ve güvenlik içinde yaşanmasıdır.

Keza demokrasi, millet iradesinin kayıtsız şartsız hâkim olması, yönetenlerin, yönetilenler tarafından belirlenmesidir. Yani, ülkeye ve insanlarına yön vermek hakkının ve gücünün kişilere değil, millete ait olduğunun ifadesidir. İdare eden konumundaki iktidarların, herkesin uymakla yükümlü olduğu kaidelere dayanarak, kansız, kavgasız, hilesiz, kinsiz, halkın hür iradesiyle ve seçimiyle getirilip götürülmesidir.

Keza demokrasi, ülkenin güvenlik güçlerinin ve silahlı kuvvetlerinin sivil idarenin emrinde olduğu rejimin adıdır. Şayet ülkenin idaresi, gerek doğrudan, gerekse dolaylı yoldan silahlı kuvvetlerin emrinde yürütülüyorsa, orada demokrasiden bahsetmek mümkün değildir.” Bahsi geçen tarifler çerçevesinde bakıldığı zaman, içinde demokrasisi olmayan bir cumhuriyet rejimi, cumhuriyet değildir. Adı cumhuriyet, mânâsı istibdad-ı mutlaktır.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)

Advertisement

Yorum Yap