siyaset

İSLÂMÎ DEMOKRASİ- 2

Türkiye Cumhuriyetinin tarihinde, 1950 yılına kadar demokrasi yoktur. İnsan hak ve hürriyetlerinin askıya alındığı, vicdan ve din hürriyetinin en ceberut bir anlayışla, devletin demir yumruğuyla sindirildiği bir dönemdir.

Onun içindir ki, o günün uygulamalarını tasvip etmeyen ve meşru muhalefet hakkını kullanan Bediüzzaman, tatbik edilen yönetim biçimini tarif ederken “İstibdad-ı mutlaka cumhuriyet namını vermekle, sefahet-i mutlaka medeniyet adını takmakla, irtidad-ı  mutlakı rejim altına almakla, cebr-i keyfi-i küfriye kanun namını vermekle”kimseyi kandıramayacaklarını söylüyordu.

Günümüz Türkiye’sinde, hatta dünya genelinde bir çok konularda kavram kargaşası yaşanıyor. Bilgi yetersizliğinden, cehaletten veya cerbeze ve demagojiden kaynaklanan fitneler üretiliyor. “Ben Müslümanım ama şeriata karşıyım.”diyenler olduğu gibi, demokrasiyi küfür rejimi olarak görüp “Şeriatı getireceğiz.”diyerek ortalığı karıştıranlar da görülüyor. İslâm dininin ta kendisi ve onunla eş anlamlı olan şeriat, cumhuriyet ve demokrasi prensiplerini içine alır. Hiç bir zaman onunla çelişmez. İslâmî yönetimi, cumhuriyet ve demokrasiye karşı göstermek ve istibdat ve dikta yönetimlerine müsait zannetmek, cehaletin en aşağı derecesini gösterir.

Bu hakikati tespit eden Bediüzzaman “Şeriat âleme gelmiş, tâ zalimâne istibdat ve tahakkümü mahvetmek için.”demektedir. Allah’tan başkasına kul olmamak ve Ondan başkasından yardım dilenmemek esasını ders veren Kur’an-ı Kerim, hak ve hürriyetlerin en geniş mânâsını tesis etmiştir.

Seçim, meşveret, adalet, kanun hâkimiyeti, devlet işlerinin ehline verilmesi, insan hakları, anayasa ve kuvvetler ayrılığı gibi İslâmî esaslar ve Asr-ı Saadetteki uygulamalarla, cumhuriyet ve demokrasinin temel kaidelerine bakıldığında, İslâm ile demokrasi arasında büyük benzerlikler ve mutabakat olduğu görülür

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-SAmi cebeci videoları)

Advertisement

Yorum Yap