siyaset

ASR-I SAADET VE CUMHURİYET

Devletlerin ve milletlerin çağlar boyu süren ve deneme  yanılma yoluyla uzun tecrübeler sonucu elde ettiği beşerî sistemlerin, en tekâmül etmiş şekli demokrasidir. Millet hâkimiyeti esasına dayanan ve halkın hür iradesiyle kendini yönetenleri seçmesi ve beğenmediği idarecileri yine hür iradesiyle ve seçimle değiştirmesi anlamına gelen demokrasi, beşerî bir yönetim olması cihetiyle mânâ ve muhtevaya değil, sadece isme takılan bir kısım dindar kesim tarafından soğuk bakılan ve hatta İslâm’ın alternafi sanıldığı için kabul edilmeyen bir hakikattir.

Batı toplumlarında, 1776 Amerikan İstiklal Beyannamesi ve 1789 Fransız İhtilâlinden sonra tartışmaya açılan, Osmanlı Devletinde ise Tanzimat sonrası başlayıp, 1.ve 2. meşrutiyetin ilanları ile alevlenen ve cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar sürüp gelen meşrutiyet, cumhuriyet ve demokrasi kavramlarının, aslında sadece isimlerine değil, içinde taşıdığı mânâ ve muhtevasına bakıp, İslâmiyetle olan münasebet derecesine nazar etmek lâzımdır. Osmanlı  ve cumhuriyet aydınları arasında çok sert tartışmalara sebep olan bu kavramlar üzerinde, yaşadığı devrin en seçkin din âlimlerinden biri olan Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri de fikirlerini beyan eder ve din adına bu yönetim tarzına sahip çıkar.

Yazdığı eserlerinden ve hayatındaki tatbikatından anlaşıldığı üzere, İslâmî yönetin modeli olarak dört halife dönemini örnek alan ve daha sonra saltanata  dönüşen hilâfet ve padişahlık sistemini, gayr-ı İslâmi ve zamanın zaruretlerinden kaynaklandığını kabul eden Bediüzzaman, “Şeriatın asıl meslek-i hakikisi, meşrutiyet-i meşruadır.”demekle, parlamenter sistemin “Onların işleri aralarında istişare iledir.”, “Ve işlerinde onlarla istişare et!””ayet-i kerimelerinin tecellisi ve meşveret-i şer’iye olduğunu beyan etmiştir.

Günümüzde temel karakteri tarif edilen gerçek cumhuriyet ve demokrasi kavramlarıyla aynı anlamda kullandığı meşrutiyet hakikati için “Meşrutiyet, hâkimiyet-i millettir. Adalet, meşveret ve kanunda inhisar-ı kuvvetten ibarettir.”diye özetlediği ve “Ruh-u meşrutiyet şeriattandır, hayatı da ondandır. Meşrutiyet ile su-i istimalatın ekser yolları münsed olur (kapanır), istibdatta ise açıktır.” (Münâzarât s. 30) diyerek, istibdat ve baskı rejimlerinin alternatifi olan demokratik cumhuriyet ve açık rejimi ön plana çıkaran ve bu yüzden din namına meşrutiyet-i meşruayı alkışlayan Bediüzzaman Hazretleri, Eskişehir’de çıkarıldığı mahkemede de, dindar bir cumhuriyetçi olduğunu söylemiş ve Asr-ı Saadette uygulanan İslâmi idarenin, dindar bir cumhuriyet hüviyetinde olduğunu ifade etmiştir. Dört büyük halifenin cennetle müjdelenmiş on sahabeye ve sahabe-i kirama hem halife hem de reis-i cumhur hükmünde olduğunu söylemiştir.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)

Advertisement

Yorum Yap