Ebedi âleme akıp giden kâinatın selleri içinde bir kabarcık gibi geçici bir hayata sahip olarak, sıra ile dünyaya gönderilen insanlar, yaratılış gayesine uygun hayat sürmesi gerekirken, ekser insanlar o gayeden habersiz bir tarzda ömürlerini geçirip, manevi mesuliyet ve günahlarını boyunlarına dolayarak bu dünyadan çekip giderler. Hem dünyalarını hem de âhiretlerini berbat ederler.

Gaflet ve dalâletten gelen büyük bir umursamazlıkla, sanki kendilerini bekleyen bir âhiret âlemi yokmuş gibi, gününü gün etmeye çalışan ve haram-helâl demeden dünyanın her türlü zevk ve lezzetlerini tatmaya uğraşan bu gafiller güruhu, gerçekler bütün çıplaklığı ile ortaya çıktığı zaman akılları başlarına gelir fakat o zaman da iş işten çoktan geçmiş olur.

“Hidayet ve dalâlette insanların dereceleri mütefavittir (farklıdır), gafletin mertebeleri de muhteliftir. Herkes her mertebede bu hakikati tamamıyla hissedemez. Çünkü gaflet, hissi iptal ediyor. Ve bu zamanda öyle bir derecede iptal-i his etmiş ki, bu elim elemin acısını ehl-i medeniyet hissetmiyorlar. Fakat hassasiyet-i ilmiyenin tezayüdüyle (artmasıyla) ve her günde otuz bin (şimdi dört yüz bin) cenazeyi gösteren mevtin (ölümün) ikazatıyla o gaflet perdesi parçalanıyor. Ecnebilerin tağutlarıyla (putlarıyla) ve fünun-u tabiiyeleriyle (yeni fenlerle) dalâlete gidenlere ve onları körü körüne taklit edip ittiba edenlere (uyanlara) binler nefrin ve teessüfler (yazıklar olsun!” (Lem’alar s. 124) diyen Bediüzzaman Hazretleri ne kadar doğru söylüyor!

Evet, nüfus cüzdanına göre yüzde doksan dokuzu Müslüman olan şu güzel ülkemizde yaşayan insanlar, üzerlerinden silindir gibi geçen dehşetli bir Deccalist zihniyetle öyle sarsılmış ve öyle manevi bir yara almış ki, yabancılardan beter bir gaflet ve dalâletle, büyük bir oranda âhiretten habersiz bir hayat yaşıyor. Her türlü haram keyif ve eğlencelerle atılan kahkahalar, şen şakrak içindeki gafilce gülmeler arasında ömürler tüketiliyor.

“Nev-i beşerin ağlanacak gülmelerine, endişe-i istikbal ve akıbetbinlik (sonunu düşünmek) adesesiyle, gayet şaşaalı bir gece bayramında, hapishane penceresinden bakarken, nazar-ı hayalime inkişaf eden bir vaziyeti beyan ediyorum: Sinemada, eski zamanda mezaristanda yatanların vaziyet-i hayatiyeleri göründüğü gibi, yakın bir istikbalde mezaristan ehli olanların müteharrik (hareketli) cenazelerini görmüş gibi oldum.. O gülenlere ağladım. Birden bir tevahhuş (ürkme), bir acımak hissi geldi. Aklıma döndüm, hakikatten sordum: ‘Bu hayal nedir?’ Hakikat dedi ki: Elli sene sonra, bu kemâl-i neşe ile gülen ve eğlenen zavallılardan elliden beşi, beli bükülmüş ihtiyarlar gibi, kırk beşi, mezaristanda çürümüş bulunacaklar. O güzel simalar, o neşeli gülmeler, zıtlarına inkılap etmiş olacaklar. ‘Her gelecek yakındır.’ kaidesiyle, madem yakında gelecek şeylerin gelmiş gibi görülmesi bir derece hakikattir, elbette gördüğüm hayal değildir.” (Lem’alar s.   273) (Devamı yarın)

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)