siyaset

DİN VE DEVLET

Asr-ı saadet sonrası saltanata dönüşen hilafet, Emeviler ve Abbasilerle devam edip, Ehl-i Beyt adına kurulan Mısır’daki Fatımiye devletinden Osmanlılara geçti.

Mercidabık Meydan Muharebesini zaferle neticelendiren Yavuz Sultan Selim, mukaddes emanetlerle birlikte hilafeti de İstanbul’a taşıdı. Ve son Osmanlı padişahı Vahdettin ile de son buldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi, hilafeti meclisin şahs-ı manevisinde mündemiç olduğunu kabul etti.

Asırlarca İslâm âlemine hilafet merkezliği yapan şu Anadolu topraklarına hükmeden ve yirmi iki milyon kilometrekarelik geniş bir coğrafyaya sahip olan Osmanlı padişahları, hem saltanatı hem de hilafeti temsil ediyorlardı. Genel anlamda Kur’an hükümleri üzerine hukukunu inşa eden Osmanlı, her hususta Şeyhülİslâmdan fetvalar almış, mümkün oldukça dine aykırı bir iş yapmamaya çalışmıştır.

Osmanlı padişahları içinde  en uzun dönem devletin başında kalan ve kırk altı yıl saltanatını sürdüren Kanuni Sultan Süleyman’ın, bıraktığı vasiyetindeki isteği ibretlidir. Kendisiyle birlikte meşin bir torbanın kabrine konulmasını istemektedir. Dinen bunun mümkün olmadığına karar veren âlimler merak ederek meşin torbayı açarlar. İçinden kırk altı yıllık icraatının dine uygun olduğunu belgeleyen fetvaların çıktığını gören Zembilli Ali Efendi göz yaşlarını tutamaz ve “Hey Koca Sultan hey! Sen kendini kurtardın. Ya fetvayı veren bizler ne yapacağız?”diye hüngür hüngür ağlamaya başlar.

Geçmiş asırlar bir cihette ferdiyet zamanı olduğundan, bir padişaha bedel bir şeyhülislâm kâfi olmuş ve yeri geldiğinde Osmanlı şeyhülislâmları padişahları titretmiş, en ağır tenkitleri yapmaktan geri kalmamışlardır.

Misalimizde bahsini ettiğimiz Kanuni Sultan Süleyman, bir takım kanunları yaptırdıktan sonra, meşhur kırk çeşme sularını İstanbul’a getirdiğinde, Zembilli Ali Efendiye yaptığı hizmetin nasıl olduğunu sormuş. Ali Efendi “Şeriata aykırı kanunları getirmekle İstanbul’a öyle bir şey yaptın ki, kırk yıl bu çeşmeler aksa, o yaptığın şeyi temizleyemez.”diyerek şiddetle tenkit etmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman zamanında başlayan hukuk tartışmaları, meşrutiyetin ilanıyla daha da şiddetlenmiş, günümüzde de şer’i hukuk ve medeni hukuk olarak münakaşalar hâlâ devam ediyor. Cumhuriyeti ilan edenler tarafından tefrit yapılarak, her cihetle dine muhalefet kokan bir anlayışla şer’i hukukun dışlanması, dindar kitlelerde ciddi bir tepki meydana getirmiş ve kalkışmaya kadar götürmüştür.

Halbuki, ifrat ve tefrit yerine zamanın ilcaatları dikkate alınarak ıslahat yapılıp orta bir yol bulunsaydı, bu günkü karmaşa çoktan halledilmiş olurdu. Fakat, cumhuriyeti şeriata, şeriatı cumhuriyete zıt zanneden iki farklı yaklaşım, maalesef bu kör dövüşünü sürdürüyor. Bunun mutlaka düzeltilmesi lâzımdır.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)

Advertisement

Yorum Yap