siyaset

DİN İLE SİYASET VE DEVLET İŞLERİNİN AYRILMASI

Yaşadığı dönemde meşrutiyet yönetimine meşruiyet unvanıyla sahip çıkan ve istibdat idarelerinin alternatifi olduğunu bilerek, hürriyetin kaynağı olan parlamenter sistemi millete telkin eden Bediüzzaman “Bunu da cidden söylüyorum: Eğer, meşveret şeriattan bir parmak müfarakat ederse, eski hal (padişahlık sistemi)yüz arşın ayrılmıştır.”demiştir. Sorulan “Neden?”sualine ise cevaben “Bir ince teli, rüzgâr her tarafa çevirebilir. Fakat içtima ve ittihat ile hasıl olan hablü’lmetin ve urvetü’lvüska (kopmaz halat) değme şeylerle tezelzül etmez (sarsılmaz). İcma-ı ümmet, şeriatta bir delil-i yakinidir. Rey-i cumhur, şeriatta bir esastır. Meyelan-ı amme (kamu oyu) şeriatta muteber ve muhteremdir. Demek şeriatı isteyenler iki kısımdır. Biri, muvazene ile zarureti nazara alarak, müdakkikâne meşrutiyeti şeriata tatbik etmek istiyor. Diğeri de, muvazenesiz, zâhirperestâne, çıkılmaz bir yola sapıyor.” (Münâzarât s.40)

Din ile devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı ve devletin teknik bir mesele haline geldiği meşrutiyet ve cumhuriyet dönemlerinde, zaruretten ortaya çıkan bu durumu, şeriata muhalif zannederek fitnelere sebep olmamak lazımdır. Zaten, ifrat ve tefrite kaçan bir çok meselelerin düzelmesi, uzun bir zamana ve cemiyetin ıslahına bağlıdır.

Bu noktaları dikkatimize arzeden Bediüzzaman’ın “Şeriatın bazı ahkâmı, mesela valilerin vazifelerine taalluku var.”sualine verdiği cevap enteresandır: “Bundan sonra, bizzarure, hilafeti temsil eden Meşihat-ı İslâmiye ve diyanet dairesi hem âli, hem mukaddes, hem ayrı, hem nezzare olacaktır. Şimdi hâkim, şahıs değil, efkâr-ı amme olduğu için, onun nevinden  şahs-ı manevi bir fetva emini ister. İşte şu hâkimin fetva emini, meşihatta mezahib-i erbaadan (dört mezhepten) kırk elli ülema-i muhakkik bir meclis-i mebusan-ı ilmiye (ilim meclisi) teşkiliyle şahs-ı manevileri, öteki şahs-ı maneviye fetva eminlik edecektir. Yoksa hâkim ve müftü bir cinsten olmazsa, birbirinin lisanını anlamaz ve tenvir edemez.”  (Münâzarât s.80)

Bu itibarla, zaruretler sonucu meydana gelen din ile devlet işlerinin ayrıldığı bir vasatta, Diyanet İşleri teşkilatını, YÖK gibi özerk bir yapıya kavuşturup, siyasetten bağımsız hale getirerek, Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği gibi Diyanet Teşkilatı hem âli, hem ayrı, hem mukaddes, hem de nezzâre olacak bir fonksiyon kazandırıp kuvvetlendirilmelidir. Tayinle gelen bir başkan yerine, seçimle gelen bir başkan statüsü verilmelidir. Hem de ehliyetli ve güçlü bir âlimler kadrosu kurularak sadece Türkiye’ye değil, İslâm dünyasına bile nokta-i istinat olmasını sağlayacak bir şekil kazandırılmalıdır.

Böyle bir Diyanet Teşkilatına, düne göre daha şiddetle ihtiyacımız olduğu izahtan varestedir. Demokrasiye gönülden inanan, vatanperver bütün kurum ve kuruluşların, özellikle parlamentonun, böylesine güçlü ve bağımsız bir Diyanet Teşkilatının şekillenmesinde yardımcı olacaklarını umuyor ve temenni ediyoruz.

(Not: Bütün gönül dostlarımın ve okuyucularımın Kurban Bayramlarını en içten duygularla tebrik ediyor, İslâm âlemi ve insanlığa hayırlar getirmesini Cenab-ı Haktan niyaz ediyorum.)

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)

 

 

Advertisement

Yorum Yap